ISBN13 978-975-342-456-1
13x19,5 cm, 224 s.
Liste fiyatı: 28.00 TL
İndirimli fiyatı: 22.40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Ayşegül Devecioğlu diğer kitapları
Ağlayan Dağ Susan Nehir, 2007
Kış Uykusu, 2009
Başka Aşklar, 2011
Ara Tonlar, 2015
Güzel Ölümün Öyküsü, 2019
AYIN ARMAĞANI KİTABIAYIN ARMAĞANI KİTABI
Son Akşam Yemeği
1. Basım
Liste Fiyatı: 19.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Kuş Diline Öykünen
Yayıma Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak İllüstrasyonu: Sevinç Altan
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2004
3. Basım: Aralık 2013

Kuş Diline Öykünen Türkiye'nin yakın tarihinden, belleğimizden silinmeye çalışılan bir dönem üzerine yazılmış bir roman.

"Belki de bütün bu olan bitenler, yalnızca sezgiyle anlaşılabilecek şeylerdi; bugüne kadar kitaplarda yazmayan, henüz insan dilinde söylenmeyen şeyler. Otuz-kırk sene sonra sosyologlar bu döneme bakıp yorumlar yapacak, isimler koyacaklardı. 'Ölenler,' diyeceklerdi, 'hepsi genç insanlardı. Çok genç insanlardı. Öyle gençlerdi ki, o kadar gençlerdi ki...'"

OKUMA PARÇASI

s. 96

Böyle bir yerde kaç gün geçirebilir... Kaç gün sonra, insan tüm dirençlerinden çözülür... Kaç gün sonra arkadaşlarını ele verirsin... Kaç gün sonra... Evlerinde kaldığın insanları, kaç gün sonra... Çözülmek nerede başlar... Nerede biter...

Eğer bir şeyler koparacaklarını anlarlarsa, daha çok işkence yaparlar; belki de dayanamam Hüseyin'in durumuna düşerim... Tuvalette karşılaştığımızda kan işiyordu. "Olmuyor hocam," dedi. "Olmuyor. Yapamıyorum. Senin gibi olamıyorum. Yanlış giden bir şeyler var."

Yüzüme bakamıyordu. "Sus," dedim.

Hüseyin can kardeşim, eski arkadaşım, sus... Birlikte devrimci olduk, yüzümüz ak çıkalım şuradan...

s. 127-128

Belki de kuş, şu "biliyor musun, duyuyor musun," diye tutturduğu kuş söylüyordu Gülay'a, her şeyi. "Üsküdar'a gidelim kuşu" adını takmıştı Yavuz ona; dalga geçmek için... Gülay, kuşun mors alfabesine benzeyen sesini, Yavuz'a defalarca dinletmişti. Hiçbir şey anlayamamıştı bu sesten. Ama, Gülay'ın kara gözlerine bakınca, kendisinden çok daha fazla şeyin farkında olduğunu hissedebiliyordu. Belki de bütün bu olan bitenler, yalnızca sezgiyle anlaşılabilecek şeylerdi; bugüne kadar kitaplarda yazmayan, henüz insan dilinde söylenmeyen şeyler.

Otuz-kırk sene sonra sosyologlar bu döneme bakıp yorumlar yapacak, isimler koyacaklardı. "Ölenler," diyeceklerdi "hepsi genç insanlardı. Çok genç insanlardı. Öyle gençlerdi ki, o kadar gençlerdi ki," diyeceklerdi. Belki bakıp, akıl sır erdiremeyeceklerdi. "Bu çocuklar kendilerini sudan fırlatan balıklar gibi neden ölümü seçtiler? Bunlar durup dururken ortaya çıkmadı ya canım!" Derneklere, sendikalara, üniversitelere, fabrik...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Filiz Koçali, "Üç Dönem, Üç Kitap", Özgür Politika, 31 Ocak 2004

Ayşegül Devecioğlu'yla 12 Eylül'den bir kaç yıl sonra, ikimiz de uzun yıllardan sonra ilk kez "normal" bir yaşamı kurabilmeyi denemeye başladığımızda yollarımız kesişti. Aynı işyerinde, bulabildiğimiz her fırsatta yaşadıklarımızı, arkadaşlarımızı, umutlarımızı ve kimi zaman da umutsuzluklarımızı paylaşırken, bir türlü "normal" hayata ayak uyduramıyorduk. İşte Ayşegül de Kuş Diline Öykünen isimli kitabında 12 Eylül öncesinin o coşkulu, umutlu, canlı kısacası olumlu ne varsa o olan günleriyle, 12 Eylül'ün bir kaç yıl sonrasını iç içe anlatıyor. Etkili olduğu kadar sorgulayan, sorgulatan bir kitap. Öyle özenli, öyle güzel ve öyle insanın içine işleyen bir kurgusu var ki. Gülay'ın, Yavuz'un, İbrahim'in, ustabaşı Hasan'ın hikâyesi, o günleri yaşamış hepimizin hikâyesi aslında.

Hande Öğüt, "Üsküdar'a gidelim kuşu", Radikal Kitap, 13 Şubat 2004

Yetmişlerin sonlarında, henüz ilkokul ikinci sınıf öğrencisiyken sadece geceleri değil, gündüzleri de okula giderken, oyun oynarken, komşu ağabey ve ablaların neden ortadan kaybolduklarını düşünürken hep o korku dolu soru üşüşürdü zihnime. Ne anlamını ne cevabını bildiğim meşum soru; "Sağcı mısın, solcu mu?" rüyalarıma girip kırbaç gibi ruhuma inmeye başladığı gecelerden birinde, şapkadan çıkan bir tavşan hasıl olup fısıldadı kulağıma: Sen çocuksun, bunları unut gitsin!

Bu, Alice'i, harikalar diyarına götüren tavşan mıydı yoksa o sıralar ('80'lerin başı) televizyonlarda, ne hikmetse (!) sık gösterilen ilüzyon şovlarının bir bırakıtı mıydı zihnime?

Ayşegül Devecioğlu'nun ilk romanı Kuş Diline Öykünen'i okurken kitaba adını veren, kapağına suretini yansıtan kuş, "Üsküdar'a gidelim kuşu" ile "unut gitsin" tavşanı(m) arasında, duygusal bir özdeşim kurdum. Bu ...

Devamını görmek için bkz.

A. Ömer Türkeş “Kuş Diline Öykünen”, Pandora, 2004

Ayşegül Devecioğlu, 1956 doğumlu. 1977 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden öğrenimini tamamlayamadan ayrılmış, 1986 yılından sonra gazete, dergi ve televizyonlarda çalışmış, çok sayıda makale ve deneme yazısı yayınlanmış. Kuş Diline Öykünen yazarın ilk romanı.

Öncesi ve sonrasıyla 12 Eylül’ün güçlü bir arka plan teşkil ettiği romanda okuduğumuz hüzünlü, trajik bir aşk hikayesidir; roman kahramanı Gülay, devrimci harekete o coşkulu günlerde bilgisinden ziyade duygularıyla katılmış, darbeyle birlikte yakalanarak işkence görmüş, tecavüze uğramış genç bir kadın. Hapisten çıktığı anda karşılaştığı hayata ayak uydurmakta, yaşananlar hiç olmamış gibi davranan evdeki, etrafındaki, iş yerindeki insanlarla iletişim kurmakta güçlük çekiyor. Ayşegül Devecioğlu, şiddetin kadınlar üzerindeki ikili etkisini vurgularken iktidarın cinsel kimliğini de sorgulamış. Gülay, devlete isyan edi...

Devamını görmek için bkz.

Sevengül Sönmez, "Bir İlk Roman", Akşam-lık, 21 Mart 2004

"Pençesini küçük bir kuş ya da kemirgene geçiren bir yırtıcıya yakalanır gibi hayata yakalanan" Gülay'ın kişisel tarihinden ve bütün Türkiye'nin yakın tarihinden, belleğinden silmeye çalıştığı olayları anlatan bir roman Kuş Diline Öykünen. Yazarın hiçbir duygu sömürüsüne yer vermeden anlattığı hapishane süreçleri, işkence ve insanların hapisten çıktıktan sonra değişen yaşamları, gerçeğin kendisinden daha yalınbir anlatımla gözler önüne seriliyor romanda. Ayşegül Devecioğlu, insanları ve olayları anlatırken çok yalın ama yalınlığını unutturacak kadar derin benzetmeler yapıyor. Romandaki benzetmeler üzerinde özellikle durulması gerektiğini düşünüyorum çünkü, bir durum ve nesnenin sıradanlığının anlatımında kullanılan benzetmeler, yazarın anlatımını yoğun bir biçimde destekliyor.

Kitap devrimci mücadeleye inanan, kendisine verilen her şeyi yutarcasına okuyan, yoksulluğa ve...

Devamını görmek için bkz.

Hande Öğüt, “Söylenemeyeni Söyleyebilme Erdemi”, Mesele, Haziran 2007.

“Gördüğüm ama asla görmediğim şeyin öyküsü...

Görmediğim o şeyi, bütün yaşamım boyunca gördüm ve

kendi kendime anlattım.”

(Joyce Carol Oates, “Mutluluk” adlı öyküsünden)

S...

Devamını görmek için bkz.

Okur Mektubu: Zafer Köse, “Umudun Gölgesi”, 18 Aralık 2007

Sevgili Gülay, ne güzelsin sen. Ne kadar saf, ne kadar insan, ne kadar onurlu. Hep haklı olanlar kazanır sanıyordun. Ve siz haklıydınız.

Barbarların, zulmetmek için kendi kurallarıyla gelip egemenlik kurdukları o 12 Eylül gününden sonra, bak, 27 yıl geçmiş. O günden sonraki her gün, sizin haksız olduğunuz, kötü olduğunuz sanılsın diye uğraşıldı. Gazetelerde, romanlarda hatalarınız anlatıldı. Ne çok kişinin işine geldi, sizi eleştirmek.

Televizyon dizilerinde, kendi zavallılığından ve kendi ilkesizliğinden utanmayan kişiler, sizleri mizah malzemesi olarak kullandı.

Bizler, o günlerde çocuk olmamızı bahane olarak kullandık, sonradan da üzerinde düşünmedik. Düşünsek de gerçekleri görmeyi göze alamadık. Alsak da haklı tarafta olmak için gerekli cesareti bulamadık. Bulsak da inancımızı sağlam tutamadık.

Unutmanın pis bir örtü gibi memleketin üstüne serilmesinden, yeni yetişenlerin gerçeği öğrenmemesind...

Devamını görmek için bkz.

Mustafa Sütlaş, “12 Eylül'ün Romanı Üzerine”, Biamag, 30 Mayıs 2009

Ayşegül Devecioğlu'nu dinlemek için gitmeden edemedim. 12 Eylül'ün öznesi kim? 12 Eylül'ü anlatanlar ve o anlatılanların içinde anlatılanlar mı? Konuşmaları dinlerken aklıma gelen ilk cümle "12 Eylül bitmedi ki" oldu.

24 Mayıs Pazar akşamı Kadıköy'deki Livane Pub Ayşegül Devecioğlu'nu ağırladı. Sezai Sarıoğlu'nun bir süreden bu yana ayda bir düzenlediği "nehir muhabbetler" adlı söyleşinin ilgilisi az değildi.

Konu "12 Eylül ve ona dair yazılanlar" olunca ben de gidemeden edemedim. Yaklaşık bir saatlik bölümünü izlediğim söyleşide ele alınan konuların her birisiyle ilgili olarak aslında söylenecek bir çok söz var.

Sezai Sarıoğlu etkinlikle ilgili çağrısında yaptığı sunumda "Bir adları vardı, devrimciydi... Her düşten, her devrimden çırak çıkarlardı. Yenildikçe, yanıldıkça düşlerinden vazgeçenler oldu... Bazı cevapları ölmüştü, bazıları yaralanmıştı... Dünya bir sorular yumağıydı... İşaret ve ...

Devamını görmek için bkz.

Dicle Öztürk, “Halden anlayan bir edebiyat”, Agos Kitap / Kirk, Mart 2011

Bu yazıya son halini vereceğim akşamın evvelinde, vapurla eve dönerken, karşımdaki koltukta oturan birinin açtığı gazeteye gözüm takıldı. ‘Feminist oğullar yetiştiriyorum’ yazıyordu manşette. Sayfa düzeninin renkten renge koştuğu bu gazetede o sözlerin işi neydi? Alt başlıktan ortaya çıktı ki, o tatlı ideal, hem anne, hem de sermayedar olan bir kadına aitmiş. Üstüne bir de, kafamda sadece ‘kuşdiline öykünenler’, ‘ağlayan dağlar’, ‘kış uykusundakiler’ dönüp dururken, ‘patron’un ‘feminist’ ile yan yana duruşu daha da gülünçleşti. “İkisinin beraber olup olmayacağını feministler daha iyi bilir” diyelim şimdilik, ve Ayşegül Devecioğlu’nun kitaplarına odaklanıp, minik feminist adaylarının bu yolda yoğrulurken duyabileceklerine örnek olacak neler varmış, kendimizce bir bakalım.

Kuşdilinin şifası

Devecioğlu, yayımlanan ilk romanı

Devamını görmek için bkz.

Tülin Ural, "Dilsizliği yazmak, cehenneme bakmak", İAN Edebiyat, Eylül 2015

"Bir sabah Eylül’ü de 12’den vurdular.

1980’di.

Anonsla duyurulan en hazin sonbahar.

O nedenle Eylül’de kimimizi kan tutar."

Böyle yazıyordu twitter’da, 12 Eylül’den tamı tamına 35 yıl sonra, bir karakol baskınında ölen Barış Aybek. Çok güzel bakışlı gencecik bir çocuk, yaşasalardı bugün annesi-babası yaşında olacak bir kuşağın anısını yıllar sonra işte böyle hatırlıyordu.

Bizi içinde eritip yok edecek diye korktuğumuz dehşetli hatıralarla yüklü ise, hafıza, çetrefil ve lanetli bir gayya kuyusudur ilk bakışta. O hatıralara dönmek, sonsuza dek kaçmak istediğimiz cehenneme dönmektir. Acılarımıza veya daha da beteri günahlarımıza dönmek demektir hatırlamak.

Hatırlamak dediğimiz en nihayetinde, yaşadıklarını kendi kendine ya da diğerlerine ifade etme, ifade ederken yeniden kurgulama ve canlandırma eylemidir. Acı çekmişsek, korktuğumuz, kaçmak iste...

Devamını görmek için bkz.

Şenay Eroğlu Aksoy, "Dilsizliği Edebiyatla Aşmak", mevzuedebiyat.com, 6 Nisan 2018

Kuş Diline Öykünen genç bir devrimci olan Gülay’ın içerden çıktıktan sonraki yaşamına odaklanır.

“Büyük acıların giysisi gösterişsizdir, hatta bayağıdır; keder öyle iyi gizler ki kendini, tanımak mümkün olmaz” der romanın bir bölümünde yazar. Büyük acılar insanlık tarihi boyunca gösterişsiz giysileriyle edebiyatın konusu olmuş, onların içindeki gizli kederse yazarların gözüyle kurmacaya taşınmıştır. Ayşegül Devecioğlu da o acılardan birini 12 Eylül 1980’i anlatır Kuş Diline Öykünen’de. Roman derinlerimizde yankılanacak bir acıyı haber verir gibi, şiirsel, keder yüklü bir bölümle açılır. Bir işkencehanede olduğunu düşündüğümüz anlatıcı kırık kemiklerinden, yaralarından, günlerdir üzerinde yattığı soğuk betondan daha fazla içine işleyen, onu kendine dönüştüren karanlığı işaret etmektedir okura. Bir kuşağın hayatını sinsice karartıp eksilten, onları cezalandı...

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova