ISBN13 978-975-342-483-7
13x19,5 cm, 208 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yerdeniz, 6 Kitap Takım,
Mülksüzler, 1990
Yerdeniz Büyücüsü, 1994
Rocannon'un Dünyası, 1995
Dünyaya Orman Denir, 1996
Balıkçıl Gözü, 1997
En Uzak Sahil, 1999
Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, 1999
Atuan Mezarları, 1999
Tehanu, 2000
Yerdeniz Öyküleri, 2001
Bağışlanmanın Dört Yolu, 2001
Öteki Rüzgâr, 2004
Dünyanın Doğum Günü, 2005
Marifetler, 2006
İçdeniz Balıkçısı, 2007
Sesler, 2008
Güçler, 2009
Lavinia, 2009
Rüyanın Öte Yakası, 2011
Aya Tırmanmak, 2012
Yerdeniz (6 Kitap Tek Cilt), 2012
Malafrena, 2013
Zihinde Bir Dalga, 2017
Lao Tzu: Tao Te Ching, 2018
Şimdilik Her Şey Yolunda, 2019
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Aksu Bora, “Uzaklara kaçmak”, Birgün Kitap Eki, Sayı 20, Temmuz 2006

“Elbette boyutlar arası geçiş yöntemi her zaman güvenilir değil; hatta yanınızda Rornan’ın Pratik Boyutlar Rehberi bulunsa bile. Çünkü rehber de bazen güvenilmez olabiliyor– ama Le Guin’in de dediği gibi, bir şeye ancak ölüyse tam olarak güvenebilirsiniz”

Okumak, seyahattir. Buna tanıklık ederim. Uzun, sarı, sıcak yazlar boyunca, evin kuytusunda çıkılan yolculuklardan söz açarım; yahut penceresiz, boğucu bir ofisten başlayan maceralardan...

Bazı okumalar, seyyahlık vaadini açıkça dile getirir: Bilinmeyen gezegenler, unutulmuş diyarlar, tuhaf denizler... Bilimkurgu ve fantezi edebiyatı. Bunlara boşuna “kaçış edebiyatı” denmemiştir. “Hadi” derler, “gidelim”... “Edebiyat” denmeyi hak edebilen bilimkurgu ve fantezi edebiyatı örnekleri, kaçmak için iyi araçlar değildir gerçi, ne de olsa, yine bizden söz ederler, biz insanlardan. Gizli köşelerimizden, unuttuğumuz şeylerden, tuhaflıklarımızdan. Böyle olunca, kaçmak hayaldir; “yeni bir ülke bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir” (üstelik denilmiştir ki, kaçmayı engellemeye çalışanlar, gardiyanlardır). Efsanelerin, mitolojilerin, masalların geri çekildikleri, hikâyelerin artık hikâyeye benzemediği bir zamanda, içinde nefes alınabilecek bir hikâyeye gitmek, kaçmak mıdır ayrıca?

Ursula K. Le Guin, gitmeye değecek hikâyeler anlatır. O kadar iyi anlatır ki, inanırsınız. Hem çok yabancıdır anlattığı şeyler, hem tuhaf bir şekilde tanıdık. Tıpkı dünyanın bir ucunda yaşayan insanlar gibi: yabancı ama “bizden”... (Zaten ismindeki “K”, Kroeber’in “K”sidir. Alfred Kroeber; antropolojinin kurucu babalarından biri.) Her şeyin bambaşka olabileceğini hatırlatır bize; kentlerin, evlerin, giysilerin, isimlerin, inançların... Bu bambaşka dünyadan büyüleniriz, şaşırırız, ürpeririz; alttan alta rüyalarımızı hatırlarız (en iyi kitabının adı böyle bir şeydir: “Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar”... Hikâye anlatmanın anlamını düşünmemizi sağlar söyledikleri). Tanımadığımız gezegenlere, bambaşka diyarlara gideriz bu hikâyelerle, bilmediğimiz diller duyarız, zamanla biraz anlamaya başladığımız... Garip alışkanlıkları olan insanlar görürüz, giderek daha az garipseriz, çünkü anlarız ki öyle gerekiyordur...

Eziyetten ödüle

Önceki yıl (ve çok şükür ki yine Çiğdem Erkal İpek çevirisiyle) yayınlanan Uçuştan Uçuşa, herhangi bir Le Guin kitabından çok daha fazla yolculuk kitabı; “Bir tür seyahat kitabı ya da gezi rehberi. Bildik bir mekânda, havaalanında başlayan seyahatler bunlar, ama yolculuk için uçak şart değil. Havaalanına varışla uçağa ayak basana kadar geçen o eziyetli saatlerde gergin bir ıstırap, bıkkınlık, hazımsızlık ve nabız atışı boyutlar arası seyahati başlatmak için yetiyor ve artıyor bile”... Geçen kış, altı saatlik bir havaalanı eziyeti sırasında okuyup bitirmiştim: Eziyet eziyet olmaktan çıkıp ödüle dönüşmüştü; hatta kitabı bitirmeden uçağa çağırmasınlar diye dua bile etmiştim! Şöyle başlıyor anlatmaya:

“Uçakların menzili- birkaç bin mil, dünyanın ta öbür ucu, Hindistancevizi ağaçları, buzullar, mısır, Mısır, lama, Lama vs.- havaalanının sağladığı deneyimlerin (tabii kullanmasını bilenler için) uzantısı ve çeşitliliği yanında, acınacak ölçüde sınırlıdır.

Uçaklar ıkış tıkış, gürültülü, mikroplu, telaşlandırıcı ve sıkıcıdır; üstelik son derece olmadık aralıklarla, görülmedik derecede berbat yiyecekler ikram edilir. Havaalanları daha geniş olsa da kalabalıkları, o berbat havaları, gürültüleri, amansız gerilimleri uçakları aratmaz, kurumuş bir şeylerin parçacıklarından oluşan yiyecekleri genellikle daha berbattır; üstelik bu yiyeceklerin yenecekleri yerler de insanı canından bezdirecek kadar iç sıkıcıdır. Uçaklarda herkes kemerle bir koltuğa bağlıdır ve insanlar sadece mesanelerini boşaltmak için kuyruğa girdikleri kısa sürelerde ve tam tuvalet kabinine varacakları sırada rahatsız edici hoparlörün herkesi yeniden kemerle bağlanıp hareketsizleşmek için taciz ettiği ana kadar hareket edebilirler. Havaalanlarında elleri kolları bavul dolu insanlar nihayetsiz koridorlarda bir oraya bir buraya koşuşturup durur, tıpkı iblisin ellerine cehennemden kaçma yollarını gösteren değişik değişik yanlış haritalar tutuşturduğu ruhlar gibi”.

Neyse ki, Cincinatti’den Sita Dulip, havaalanlarının sadece eziyet yeri olmayıp boyutlararası aralığa giriş imkânı da sunduklarını keşfetmiş (keşif an’ını anlatan iki sayfayı da yaz buraya diyor şeytan, çok eğlenceli çünkü, ama editörüm asla göz yummaz buna!)– aslında küçücük bir hareket yetiyormuş boyutlararası yolculuğa başlamak için. Tabii henüz deneyimi olmadığı ve uçağını kaçırmaktan korktuğu için kısacık bir ziyaretle yetinmiş; Boyutlar Arası İrtibat Acentesinin hizmetlerinden yararlanmaya böylece başlamış. Zamanla, sık sık yaptığı uçak yolculukları sırasında, bu boyutta dokuz on dakika, başka boyutlarda ise günler süren geçişler yapmış... Ama mesela Candensiyalılar gibi iki tane dereotlu hıyar turşusu yiyerek geçiş yapmak, bizim boyuttakiler için hâlâ mümkün olmadığından, hep uçak yolculuklarını beklemek zorunda kalmış.

Elbette boyutlar arası geçiş yöntemi her zaman güvenilir değil; hatta yanınızda Rornan’ın Pratik Boyutlar Rehberi bulunsa bile. Çünkü rehber de bazen güvenilmez olabiliyor– ama Le Guin’in de dediği gibi, bir şeye ancak ölüyse tam olarak güvenebilirsiniz.

Kara elfler, Islac’lılar...

Başka boyutlar, kara elflerin ölümcül planlar yaptığı, büyücülerin uçtuğu acayip yerler değil, baştan söylemek lazım. Epeyce sıradan yerler– oteller var, müşteriler, hayvanlar, çocuklar, flörtler, züppelikler... Bizim giriştiğimiz bazı işlerde çok ilerlemiş kültürler görebiliyoruz ama; diyelim genetik teknolojisinde sınır tanımayan Islac’lılar... (“Ben şahsen mısırım” diyen bir garson kadın, konuşan köpeklerden yakınıyor: “Her tarafta konuşan köpeklerden var, inanılmayacak kadar sıkıcı şeyler, durmadan, hiç durmadan cinsellikten, boktan ve kokudan; kokudan, boktan ve cinsellikten konuşurlar ve sürekli sorarlar, beni seviyor musun, beni seviyor musun, beni seviyor musun?”) Ya da uykuyu hayatlarından çıkarmak üzere deneyler yapan Orichiler... Herkesin asalet unvanına sahip olduğu, “halk”ın tek bir aileden oluştuğu Hegn’ler...

Şöyle bir dil düşünün: “Nna Mmoy dilinde hiçbir kelimenin manası yoktur ama her kelime içinde bulunduğu cümleye göre harekete geçirilebilen veya yaratılabilen potansiyel çağrışımların çekirdeğini oluşturur. (...) Nna Mmoy lisanında yazılan metinler doğrusal değillerdir, yani ne yatay, ne de dikeydirler; bunun yerine merkezden çevreye doğru, her tarafa doğru ilk veya merkezi bir kelimeden sürgün verirler, tıpkı ağaç alları veya büyüyen kristaller gibi; ama yazılan tamamlanınca bu kelime söylenenin merkezi ya da başlangıcı olmayabilir. Edebi metinler bu çok yönlü karmaşıklığı o kadar aşırı bir noktaya taşırlar ki, görüntüleri labirentlere, güllere, enginarlara, günebakanlara, eğri büğrü desenlere benzer”.

Bence bir havaalanı eziyetini beklemeden de okunabilir “Uçuştan Uçuşa”– okumanın eğlenceli olduğunu hatırlamak, anlayışın yumuşattığı derin bir sesten hikayeler dinlemek, gezip tozmak için. Hazır yaz da gelmişken...

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova