ISBN13 978-975-342-188-1
13x19.5 cm, 84.00 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Etik, 2004.00
Sonsuz Düşünce, 2006.00
Başka Bir Estetik, 2010.00
Komünizm Fikri, 2012.00
Platon’un Devleti, 2015.00
Fransız Felsefesinin Macerası, 2015.00
Alman Felsefesi Üstüne Diyalog, 2017.00
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Yücel Kayıran, "Belirsizlik karşısında eleştirel teori", Radikal Kitap Eki, 1 Kasım 2013

Eleştirel Teori, neden “şişeye konup atılan mektup” olarak tanımlanır veya “alıcısının belirsizliğine” dikkat çekilir? Metis Yayınları, yeni bir dizinin yayınına başladı: Metis Diyaloglar. Platon’un “diyalog” kavramını çağrıştıran dizinin yayımlanan ilk üç kitabı şöyle: Teori ve Pratik Üzerine (Theodor W. Adorno, Max Horkheimer), Dün Bugün Jacques Lacan (Alain Badiou, Elisabeth Roudinesco) ve Güzel Tehlike (Michel Foucault). Göz korkutucu uzunlukta değil, küçük, risale boyutunda kitaplar bunlar. Bu üç kitaptan ilki, yani Teori ve Pratik Üzerine “bir tartışma”, ikincisi “bir konuşma”, üçüncüsü ise “söyleşi” olarak takdim ediliyor.

Tabii ki “tartışma”, “konuşma” ve “söyleşi”, özellikle niyet kavramı bakımından farklı durumlara işaret eder. Edebi bağlam söz konusu olduğunda, tartışma da, konuşma da, söyleşi de “yazı” düzleminde değil, “söz” düzleminde yer alırlar kuşkusuz. Ama felsefe söz konusu olduğunda, problem yaratan durum söz ile yazı arasında değil, “düşünme” ile “dil” arasındaki karşıtlıktan kaynaklanır. Düşünmenin formları ile dilin formları birbirinden farklıdır. Konuşma, özellikle kendiliğinden konuşma, düşüncenin formlarından çok, dilin formlarına göre gerçekleşir. Felsefi bir metin, söz ve konuşmanın değil, düşünmenin icrasından, inşasından oluşur. Bu bakımdan, filozof, düşünceyi icra eden, fiil durumuna getiren kişidir. Ama daha önemli ve göz ardı edilen ayırıcı özellik, felsefi metnin de kurmaca bir metin oluşundan kaynaklanır. Felsefi akıl yürütme, hangi fikrin veya tezin hangi fikirden önce veya sonra nasıl dile getirileceğini düzenleyen bir düşünme biçimidir.

Edebi bir metinde, bir roman veya öyküde, hangi karakterin, olayın veya edimin, hangi karakterden/ olaydan/edimden önce veya sonra nasıl dile getirilmesi sorunu söz konusu ise, felsefi metinde de hangi kavramların/argümanların, hangi kavram ve argümanlardan önce veya sonra dile getirilmesi, hangi analizin hangi analizden önce veya sonra yapılması söz konusudur. Felsefe metinleri, sıkı denetimle işlenmiş metinlerdir. Ama diyalog, konuşma veya söyleşi, bir kurmaca değildir; sıkı denetimden yoksundur ve soruyu yöneltenin niyeti doğrultusunda bir denetime açıktır. Bu nedenledir, Paul Ricœur Eleştiri ve İnanç’ın başında, söyleşi için, “çok korktuğum bir dil kullanma biçimidir bu, çünkü ben gerçekten bir yazı adamıyım” der ama yazının olanakları (denetim) üzerinden güzel bir söyleşi çıkarır ortaya. Ama Althusser, özyaşamöyküsünü söz ile değil, yazı ile dile getirecek ve bütün felsefe tarihinin üç temel otobiyografi metninden birini ortaya koyacaktır: Gelecek Uzun Sürer. Platon’un, Diyaloglar’ı da bir söz, bir konuşma metni değil, kurmaca metinlerdir.

Fransa’daki rahatlık

Filozofun, söze gereksinim duyması, 20. yüzyıla, orada da daha çok Fransız filozoflarına özgü bir durum. 68 Hareketi, bazı filozofları, pratiğin siyasal ve kamusal alanına girmeleri konusunda etkili olmuştur. Sartre, bidonun üzerinde konuşma yaparken ne kadar rahattır; hele 70. yaşı nedeniyle yapılan “Sartre Sartre’ı Anlatıyor” söyleşisinde. Heidegger’de ise rahatlık değil ama bir eminlik, endişeli bir eminlik söz konusudur; Der Spiegel’e verdiği o kısa “1933’te Neler Oldu” adlı demecinde. Sözün icrasındaki rahatlık konusunda, Michel Foucault’nun ayrı bir yeri var. Philippe Artières, Güzel Tehlike’nin giriş kısmında yer alan “Söz Deneyi Yapmak” başlıklı yazısında, Foucault’nun sözün icrası konusunda özel bir çaba harcadığından söz eder.

Fransa’daki rahatlık, söz konusu filozofların kendi zamanlarının gündeminde etkin olmalarından kaynaklanır şüphesiz.

Ama aynı durum, Adorno için söz konusu değil. Ve belki de Teori ve Pratik Üzerine, en çok bu nedenle, kendi zamanının gündeminde etkinliği, kendine aşkın nedenle tarih dışına itilmiş filozofun teori pratiğini dile getirmesi sebebiyle paha biçilmez bir metindir.

Her şeyden önce Teori ve Pratik Üzerine, bir konuşma, bir söyleşi veya bir demeç değil. Teori ve Pratik Üzerine, 1956 baharında Adorno ile Horkheimer’in, yeni bir Komünist Manifesto yazma niyetiyle karşılıklı olarak üç hafta süren tartışmalarından oluşan bir metin; daha doğrusu bir belge. Tartışmayı, Adorno’nun eşi Gretel Adorno kayda geçirmiş. Metin, İngilizcede, “Yeni Bir Manifestoya Doğru” başlıklı bir giriş yazısıyla sunulmuş. Risale boyutundaki bu küçük metin, her iki filozofun diyalogunda tamamlanan argümanlar, aforizmalar ve birbirini izleyen ayrımlardan oluşuyor. Buradaki aforizmalardan bazılarını alıntılamadan geçemeyeceğim: “Felsefe bir hayvanın bakışında yatanın ne olduğunu bulup çıkarmak için vardır”; “Çalışma kampında hiçbir ideoloji ayakta kalamaz.” “Özerklik, kendine itaat etmektir”; “Hurafe her zaman kötülüğe duyulan inançtır”; “Pratik, adaletin içinde gizlidir.” Ama gerek diğer aforizmaları, gerekse bu aforizmaların bağlamı için kitabı okumak gerekiyor.

Teori ve Pratik’le ilgili ilk felsefi metin Kant tarafından kaleme alınmıştı. Ama bu tartışma metninde, Adorno ile Horkheimer’in, Kant’ın söz konusu metniyle bir referans bağlantısı yok. Adorno, Horkheimer ikilisi, bu bağlamda Kant’la değil, Marx’la ilgili. Adorno, tartışmanın bir yerinde şöyle söylüyor: “Marx’a, Engels’e, Lenin’e sadık kalan, ama aynı zamanda da kültürün en ileri biçiminin gerisine düşmeyen bir teori geliştirmeyi istemişimdir hep.”

Üç hafta süren bu tartışmanın, risale boyutundaki metninin temel problemini şöyle betimlemek mümkün: Partinin olmadığı bir dünyada teori nasıl olanaklıdır? Horkheimer şöyle dile getiriyor: “Artık ortada bir parti olmadığına, devrim inanması güç bir hayal haline geldiğine göre, ne için yazıyoruz?” Başka bir deyişle, “artık ortada bir parti yoksa teoriyle pratik arasındaki ilişki nedir?”

Tartışmanın girizgâhında Adorno, “Marx, teorinin görevinin gerçekliği yansıtmak olduğunu söylüyordu”, der, Kapital’e atıf yaparak.

“Evet, proletaryanın durumu açısından nasıl göründüğünü yansıtmak” diye tamamlar onu Horkheimer, ve “artık ne burjuvazi diye bir şey var, ne de onun yerini alabilecek bir proleter parti” diye devam eder.

Adorno: “Ortada bir pratik kavramı yok, devrimci bir durumda yaşamıyoruz.(..) İlk defa, artık daha iyisini tahayyül edemediğimiz bir dünyada yaşıyoruz.”

Bu durumda, yeni bir manifesto için teori hangi biçemde, nereden yazılarak nasıl olanaklıdır?

Adorno ile Horkheimer, çok etkileyici bir yanıt veriyorlar; ama bu yanıtı burada dile getirmeyeceğim.

1956 Baharı’nda yapılan bu tartışma, bugün “belirsizlik” içinde olduğumuz durum bakımından da acil sorunları dile getiriyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2018. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova