ISBN13 978-975-342-953-5
13x19.5 cm, 304 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Sandık Lekesi, 2000
Doyma Noktası, 2002
Esir Sözler Kuyusu, 2004
Yüzünde Bir Yer, 2009
Karaduygun, 2012
Sultan ve Şair, 2013
Barbarın Kahkahası, 2015
Aramızdaki Ağaç, 2019
Gaflet, 2019
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Ahmet Sait Akçay, "Yere Düşen Dualar’ı Postmodern Bağlamda Okumak", Hürriyet Gösteri, Eylül 2006

Sema Kaygusuz’un ilk romanı Yere Düşen Dualar, Türk romanının çıkışına koşut olarak okunabilir. Romanın hem Kaygusuz hem de Türk edebiyatı için yeni bir kazanım olduğu da kuşkusuz. Belirli ölçülerde Postmodern aura’dan beslenen roman, Türk romanın kanonları arasında yerini alacaktır.

Postmodern kurmaca, Türk romanını belirgin biçimde görünür hale getirdi. Berna Moran, “Postmodenist yazarlar, romana dış gerçekliği yansıtan sosyoloji, ahlak ya da felsefe alanlarında doğruları dile getiren bir metin değil, kurmacanın kendi dünyasında oynayan bir oyun olarak bakarlar” der. Gerçekçi bir çerçevede başlayan roman, özellikle ikinci bölümde kurmacanın kendi dünyasında ele alınan çarpıcı bir üst gerçekliğe bürünüyor. Postmodern yazarlar genelde “arayış-quest” durumunu metnin merkezine koyarlar. Yere Düşen Dualar da, anlatıcının annesinin kaybolmasıyla başlayan arayışta olduğu gibi temelde bir arayışın öyküsü…

Roman’da ilk bölüm olam Üzüm “ben-anlatıcı”yla kurgulanmış. İkinci bölüm olan Altın ise üçüncü tekil kişi ağzından anlatılıyor. Birinci bölümdeki anlatıcı, aynı zamanda romanın baş kişisi olan Leylan Karaca’dır. Bir kütüphanede memur olarak çalışmaktadır. Rutin denebilecek bir hayatı vardır. Hayat çok gerilimlidir onun için. Annesi onu terk etmiştir. Yaşadığı adanın gizemli olduğu kadar tekinsiz bir tarafı vardır artık. Anlatıcı kendisi hakkında çıkan söylentilerle kurgulanmıştır, bir bakıma ilk bölüm bu söylentiler etrafında gelişir. “Hakkımda çıkan söylentiler olmasa ne yapardım bilmiyorum. Saçımdan tırnağıma bütün görünüşüm ada halkının dizginsiz hayal gücünün eseridir” diye başlar roman. Anlatıcı, daha ilk cümleden kurmaca bir kişi yaratır; söylenti de bir kurgudur çünkü. Halk Kütüphanesinde çalışan Leylan Karaca kendisini, “kağıt küfü içinde unutulmuş, yavaş yavaş çürümekteydim” diye betimler. Bir biçimde ada halkının duyarsızlığıyla cezalandırılmaktadır. “Biçimlendiğini ve o biçime mahkum olduğunu” hissetmektedir.

Kaygusuz, ilkel mitolojiyle kentsel kültürü içiçe veriyor, bu içiçeliği birçok hikâye besliyor. Roman iki bölümden oluşuyor. Üzüm adlı ilk bölümde, mekan bir adadır. İlkel -belki en doğal demek daha doğru olur- bir yaşantıda yaşayan adalılar ile adaya gelip giden kentsoylular arasındaki kültürel doku uyuşmazlığı konu ediliyor. Adalı olmak yerli olmakla eşdeğerdir, adalının dünyayı algılama biçimi de oldukça farklıdır. Eşyayı bütünleyen bir algılaması var adalının. Eşyayla, doğayla organik bir ilişki içerisinde yaşıyor halk. İki uç kültürel çatışkı düzleminde ada hikâyesini okumak mümkün.

Romanın giriş kısmında, anlatıcın adadaki tek dostu falcı Latife Keşal’dir. Umursamaz bir kadındır o; çöplükte bile ferah bulan birisi... Latife Keşal, baktığı falda anlatıcıya babasını öldüreceğini söyler. O günden sonra anlatıcı, etraftakilerin tarafından bir baba katili olarak kurgulandığını düşünmeye başlar.

Leylan Karaca, duyumsadıklarıyla özdeşlik kuruyordur. Yalnızlığını hikâyeler yoluyla giderecektir. Hikâye anlatmak gündelik hayatta bir sağaltmadır aynı zamanda. Annesinin kaybından sonra yıkılan babası bir çile mağarasına kapanır gibi kırk gün kırk gece dışarı çıkmaz. Vicdan azabından arınmış olarak onu karşılamak için yaptığı mistik bir ritüeldir bu.

Anlatıcı, Ressam İhsan Sonay’ın bir gün kitaplarını emanet olarak kütüphaneye bırakmak istemesi vesilesiyle kitaplarla tanışır. O güne kadar kitaba zimmetli mal olarak bakan Leylan Karaca, ressamın getirdiği kitapların arasından Galenos’un yazdığı bir kitabı fark eder. O günden sonra, Galenos üstüne türlü kitaplar okumaya başlar. İhsan Sonay’ın kitapları arasında Sandık Lekesi adında bir kitap daha vardır. Anlatıcı kitabın arka kapağındaki fotoğraf hakkında çeşitli yorumlar yapar. Romanın ilerleyen bölümlerinde Lodos Kitaplığı adı altında unutulmuş ve terkedilmiş kitaplar koleksiyonu kurmaya karar verir. Yazar, kitaplar ve okurlar hakkındaki görüşlerini sunar, daha çok popüler kültür kitapları üzerinden yorumlarda bulunur. Bu bölümler, yazarın kısmi bir poetik duruşunu göstermektedir.

İkinci bölüm ise, kurmaca bir kişilik olarak çizilen Ecmel’in adayış öyküsü çerçevesinde gelişiyor.

Romanda metaforlardan ziyade insan-doğa arasındaki metanomik ilişki biçimleri göze çarpar. Üzümün insanın bir parçası olması, kendisinin meydandaki heykelle özdeşleşmesi gibi... Roman dilindeki başka çarpıcı taraf ise, eşyayı insanîleştirmek. Eşyaya insanî sıfatlar yüklüyor anlatıcı. “Bir bakıma taşın kederini paylaşmaktı bu.” …ağrıyan taşıydım kumsalın...” “…üzümün çığlığını dinledim...” “…taşları dinlemeye kumsala gidiyorum...” “…en çok denizin fırtınayla boğuşurkenki halini seviyorum” gibi benzetmeler, Doğulu mistik bir hava katıyor romana. Öte yandan, rüya anlatımında kullanılan dil klasik tasavvuf metinlere bir gönderme olarak okunabilir.

Kurmaca tarihsel kişilikler ve hikâyeleri postmodern kurmacanın olmazsa olmazlarıdır. Anlatıcı, “…ibretlik meseller anlatan birisi olmaya yelteniyorum. Tarihe geçmiş yalvaç kişilikler arasında en çok İsa’yı sevmemin nedeni budur” diyerek anlatma hevesini açıklamaktadır. Ortaçağda yaşamış filozoflardan İbn Kıftî Useybia’nın kurmacası Ortaçağ İslam kültürünü referans göstermektedir. Aynı şekilde Galenos’un hikâyesi de Antik kültüre götürüyor bizi.Ve ayrıca Yakup ve İsa’ya ilgili metinleri de sayabiliriz.

Postmodern metin yıkıcıdır, altüst eder. Bu gerçekle romanı okuduğumuzda, çok belirgin yıkıcı tavırlarla karşılaşırız. Postmodern kurmaca, yazarın yerine metni esas almıştır. Metnin anonimleşmesi söz konusudur. Metnin bağlamını yazar değil, özellikle romanın ikinci bölümü olan Altın bölümünde öteki metinler kurar.

Postmodern Etik ve Kurmaca

Yere Düşen Dualar’da Ortaçağ’dan Antikiteden, Gılgameş’ten, İslam’dan, Eski Ahit’ten, Mitolojiden izler bulmak mümkün. Tematik olarak roman, adanmışlık ve arayış bağlamında postmodernliğin çoğulluğunu barındırıyor. Hem mistik, hem mitik, hem gerçekçi, hem anti modernist unsurlarla çizilen roman, farklı bağlamlardaki örüntüsüyle dikkat çekmektedir. Postmodern etik, yazarın seçimlerinde özgür olmasıdır kısaca.

Romanın önemli özelliklerinden biri de Kaygusuz’un erkeğe has deneyimleri/pratikleri kurgularken kurduğu dil. Erkek dilini altüst ederek kuruyor hikâyeyi. Sıradan bir sakal tıraşını öylesine dramatize ediyor ki, o yalınlık usturanın ucunda şiddete dönüşüyor. O dramatik sahnenin korkunçluğunu, her an birini boğacak durumda olan berber ve başını ona teslim etmiş kişiyi betimlemesi, bir kurban ritüelini andırıyor. Estetik bir tıraş sahnesi, zevkten şiddete evriliyor. Bir şiddet dilinin yansımasıdır sanki. Diğer pratik de güreş müsabakası. Tam üç kez bir güreş müsabakasını ayrıntılarıyla dramatize eden anlatıcı, son derece maskülen olması gereken dili feminen kılıyor. Kabalık, ifadelerde dişilliğe bürünüyor. Güreş sahnelerinde tıraş sahnesindeki anlatımın tam tersi bir duygu veriyor, anlatıcı. Şarapçılık ve balıkçılık gibi erkek deneyimlerini aktarırken kurduğu dil çok daha farklı.

Geçirgen/Likid Kimlikler/Aradalık

Postmodern edebiyatın en önemli özelliklerinden biri keskinliği yok etmesidir, toleranslı bir algıyı öncelemesidir. Değişkenlik ve belirsizlik kavramları üzerinden söylem üretir. Yazar Toplumsal Cinsiyet Gender kavramının içini boşaltmayı hedefler. Ecmel adında roman kişisi önce kadın kimliğiyle bir anne rolündedir, daha sonra Adamkadın kişiliğiyle görünür, en son Hünsa olur. Üç kimliği bir arada taşıyan bir kadın karakter... Çok kimliklilik bariz olarak görülmektedir. Her üç kimlikte farklı deneyimler yaşıyor Ecmel. Hep aradalık durumunda gibidir. Aslında iyi kötüleşiverir, kötü iyi oluveriyor. Bir bakarsınız acımasız Sirk Patronu, hikâyesini anlatırken gözyaşı döker.

Yere Düşen Dualar, sözcüklerin özenle seçildiği Türkçenin güzel diyarlarına, hoş bir gezintiye çağırıyor okurları.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova