Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-579-7
13x19.5 cm, 216 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yerdeniz, 6 Cilt Takım,
Yerdeniz Büyücüsü, 1994
Rocannon'un Dünyası, 1995
Dünyaya Orman Denir, 1996
Balıkçıl Gözü, 1997
Mülksüzler, 1999
Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, 1999
En Uzak Sahil, 1999
Atuan Mezarları, 1999
Tehanu, 2000
Yerdeniz Öyküleri, 2001
Bağışlanmanın Dört Yolu, 2001
Öteki Rüzgâr, 2004
Uçuştan Uçuşa, 2004
Dünyanın Doğum Günü, 2005
Marifetler, 2006
Sesler, 2008
Güçler, 2009
Lavinia, 2009
Rüyanın Öte Yakası, 2011
Aya Tırmanmak, 2012
Yerdeniz, 2012
Malafrena, 2013
Zihinde Bir Dalga, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Hande Öğüt, “İçdeniz Balıkçısı”, Yeni Şafak Kitap Eki, Nisan 2007

Hikâyelerinin anahtar metinlerini ve ideolojisinin yapı taşlarını bir araya topladığı Kadınlar Rüyalar Ejderhalar’da, pek çok Amerikalının sadece fantaziye değil, kurmacaya da karşı olduğunu belirten Ursula K. Le Guin şöyle yazar:

“Püriten değerler sisteminde, eğer bir edim hemen ve elle tutulur bir kâr sağlamıyorsa, haklı gösterilemez. Dolayısıyla Tolstoy veya Tolkien okumak için tek mazereti olan kişi, bu iş için para alan İngilizce öğretmenidir.”

İmkânsız da olsa ütopyaların yazılır, dolayısıyla bir gün gerçekleştirilebilir olduğu savı üzerine eserlerini kuran fantastik edebiyat ve bilimkurgu ustası Ursula K. Le Guin, dilimize son çevrilen kitabı İçdeniz Balıkçısı’nda da bilimkurgu üzerine düşüncelerini belirten bir önsöz kaleme alarak hikâyelerini destekliyor ve içinde yaşadığımız çağla hesaplaşmak için geleceğe bakmayı sürdürüyor. Bilimkurgunun kendimizden kaçmaktan başka bize sunduklarını araştıran Le Guin’in kabaca vardığı sonuç şöyle: Bilimkurgularda canlılık, genişlik, hayal gücünün kılı kırk yarması, oyunculuk, çeşitlilik ve mecaz gücü, geleneksel edebi beklentiler ve üsluplardan azadelik, ahlâki ciddiyet, akıl, heyecan vericilik ve güzellik vardır ama en çok insan ve gerçek vardır. Evet bilimkurgu belki gerçek olaylardan söz etmez ama gerçeği anlatır. Pek çok hayali yaratığı kahramanlaştırır ama tümünün de gerçek hayata denk düşen bir stereotipi vardır. Le Guin’in bu öykülerdeki muradı ise teknolojinin barbarca ilerleyişi karşısında dünyanın, doğanın ve “dışarıda” bırakılanın durumu...

Le Guin’in belirttiği gibi, “Karmaşık bir teknolojiyle ilgili bir romanda, teknolojik açıdan farklı türde olanlar meşru olarak dışarıda bırakılabilir; tıpkı orta sınıfın yaşadığı banliyölerdeki zinalar hakkındaki bir romanın şehrin fakirlerine önem vermemesinde veya erkek ruhuna odaklanmış bir romanın kadınları atlamasında olduğu gibi.”

Ancak fantezilerde insan dışarıda bırakılamaz, çünkü yaratıklar, insan dolayımıyla vardır ve dünyamızın bir karşı yansısını oluştururlar. Le Guin’in Dünyanın Doğum Günü kitabından on yıl önce, 1994’te yazdığı ve dilimize yeni çevrilen İç Deniz Balıkçısı, gerçek ve kurgusal dünyalarda olmak üzere iki farklı düzlemde tasarlanmış sekiz öyküden oluşuyor. Sanayi devriminden günümüze, son iki yüz yıl boyunca hüküm süren ve sömürücü bir hızla büyüyen teknoloji ile düşünsel bir oyun oynayan Le Guin, mitler ile çağdaş söylenler arasında bir köprü kurarak ilkel ya da bilinmeyen topluluklara özgü büyük mitlerin modern çağımıza kadar uzanan tarihsel serüvenini masallaştırıyor... Kimi günümüzü, kimi belirsiz bir geleceği işaret eden öykülerde “Ganam’a Dans” adlı öykü kahramanının dediği gibi eski mitolojileri bir kez daha ete kemiğe büründürüyor Le Guin. Çünkü mitler de tıpkı fantaziler gibi kurmacadır, belki hayaldir ama aynı zamanda gerçektir. Nitekim yine “Ganam’a Dans” adlı öyküde, Ganam ülkesi insanları, kültür ve aydınlanma toplumunun insanlarıyla karşılaştırılır. Kahramanlardan Dalzul şöyle der:

“Harikalar, bu insanlar yani. Bizim okuryazarlığımızla, endüstrimizle, bilimimizle kaybettiğimiz her şey bunlarda var. Tamamen duyarlılar, son derece şehvetliler, en önemlisi de gerçekler.”

Öykülerin büyük bölümünü “çörtme teorisi” üzerine kurmuş Le Guin. Çörtme; bir ân içinde burada değil, orada olunma hali ama aynı anda burada da bulunma hali. Bir tür olmayan ara. Bilgiyle donanan çağdaş insan ile doğanın gizemine içkin ilkel insan arasında bir kavşak; belki de tür inisyasyon (eriştirme) töreni! Zira bir geçiş ritüeli olan eriştirme törenlerinde de adaylar kutsal olmayan bir yaşamdan kutsal evrene ayak basmaya, yeni bir öğretiyi özümsemeye hazırlanırlar. Mircea Eliade'a göre, eriştirme töreninin altında yatan mantık, tam insan olabilmek için insanlığın kutsallığı ve tinselliği tanıyan doğal halini aşmak gerektiği önkabulüne dayanır.

Le Guin’in kitaptaki çörtmeli üç öyküsü de üstkurmaca öyküler; yani bir öykü hakkındaki öyküler. “Şobilerin Masalı”nda yaşanan sıçrama, anlatım için bir metafor yerine geçerken insanlara daha fazla hürriyet verebilecek teknolojik gelişmeler hicvedilir. Gücün, başka hiçbir yer kalmayıncaya kadar insanı doldurduğunu, bilginin güç, gücün ise iktidar olduğunu daha ilk satırlarda zihnimize nakşeden “Ganam'a Dans”ta ileri teknoloji mensubu kibirli kahraman dış merkeze alınır; kitabın en toparlayıcı öyküsü “Bir Başka Masal ya da İçdeniz Balıkçısı”nda, balıkçı Uraşima’nın hem yaşadığı hayat içinde, hem de denizler kralının ülkesindeki durumu iç içe verilir.

"Gorgonidlerle İlk Temas", her ne kadar yazarı tarafından “komikçe” diye nitelense de favori öykülerden olduğunu söyleyebilirim. Bir tür kültürel antropoloji eleştirisi olan öykü, orta sınıf burjuva insanının, her yeri ele geçirme, gittiği her coğrafyayı kendi diline tercüme etme heveslisi Amerikalı bir karı kocanın şaşkınlıklarla yüklü macerasını anlatır. Batı'nın ötekilere karşı, özellikle de yabani, ilkel ve tarihsiz toplumlar olarak tanımlanan ötekilere karşı fetih duygusunu son derece basit bir öyküde dile getiren Le Guin, bilinmeyeni isimlendirerek belgeme saplantısının nelere mal olacağını ve günümüzün “panoptikon” sistemini, fotoğraf makinelerini simgeleştirerek mükemmelen gösteriyor. Bu öykü, aynı zamanda kadının ezilişi, ancak erkek egemen sistem içinde bilinçsizleştirilmişçesine bunun farkına varamayışına da değiniyor. Kocası tarafından sürekli hakarete uğrayan, ama bunu sevecenlikle sineye çeken, ilk öykünün Bayan Jerry Debree’si değildir yalnızca, Goya'nın, “Usun Uykuya Dalışı Canavarlar Doğurur” tablosuyla bağlantılı “Newton’un Uykusu”ndaki kadın kahraman da kocasının gücünü destekleyen bir dolgu malzemesidir. En iç yaralayıcı durum ise “Her Şeyi Değiştiren Taş”taki Bu’nun dramı. Foucault’nun aktardığına benzer biçimde bir ceza sisteminin sürgittiği Oblluk Fakültesi’ni mekân edinen öyküde Bu, on gün hapis, yüz gün kaldırımtaşı ocaklarında çalışma ve canı çeken öğrenciler tarafından tecavüze uğrama cezasına çarptırılır. “Kerasyon”daki genç kız ise gerçekağabeyleri tarafından korkunç ve iğneleyici şakalara maruz kalır, bekareti üzerinden. Küçük bir kast olan Sepiciler’i anlatan bu öyküde, en kutsal güzelliğe sahip olan Ana da pek çok kez tecavüze uğrar.

İlk feminist metni, “erkek olmak ne demektir, kadın olmak ne demektir” sorusu çerçevesinde oluşan Karanlığın Sol Eli'nde cinsiyeti ortadan kaldıran Le Guin’in büyülü edebiyatı, ne yazık ki ataerkinin uygulamalarını ortadan kaldırmaya yetmiyor. Yine de fantazilerin çok önemli bir yararı var: Dünyayı, diğer insanları, duygularını ve kaderini daha derinden anlamamızı sağlamaları...

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.