Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-734-0
13x19.5 cm, 288 s.
Liste fiyatı: 28,00 TL
İndirimli fiyatı: 22,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ursula K. Le Guin diğer kitapları
Yerdeniz, 6 Cilt Takım,
Yerdeniz Büyücüsü, 1994
Rocannon'un Dünyası, 1995
Dünyaya Orman Denir, 1996
Balıkçıl Gözü, 1997
Mülksüzler, 1999
Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, 1999
En Uzak Sahil, 1999
Atuan Mezarları, 1999
Tehanu, 2000
Yerdeniz Öyküleri, 2001
Bağışlanmanın Dört Yolu, 2001
Öteki Rüzgâr, 2004
Uçuştan Uçuşa, 2004
Dünyanın Doğum Günü, 2005
Marifetler, 2006
İçdeniz Balıkçısı, 2007
Sesler, 2008
Güçler, 2009
Rüyanın Öte Yakası, 2011
Aya Tırmanmak, 2012
Yerdeniz, 2012
Malafrena, 2013
Zihinde Bir Dalga, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Lavinia
Çeviri: Gürol Koca
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 2009
4. Basım: Kasım 2017

"Ama o bunları yazmadı. Şiirinde hayatıma önem vermedi. Beni ihmal etti, çünkü beni ancak ölürken tanıdı. Bunda onun suçu yok. Düzeltmeler yapması, şiirin üzerinde tekrar düşünmesi, yarım kalmış satırları tamamlaması, bitmediğini düşündüğü şiiri bitirmesi için çok geçti artık. Bunları yapamadığı için üzülüyordu, biliyorum; benim için üzülüyordu. Şimdi olduğu yerde, karanlık nehirlerin ötesinde, birileri ona Lavinia'nın da onun için üzüldüğünü söyleyecektir belki de...

"Varlığım yüzyıllar boyu sürecekse eğer, en azından bir kerecik ortaya çıkıp konuşmam gerekir. Şairim bana hiç söz hakkı tanımadı. Sözü ondan almak zorunda kaldım. Bana uzun ama küçük bir hayat verdi. Yere ihtiyacım var, havaya ihtiyacım var."

Vergilius'un Aeneas'ında, yiğit savaşçı Aeneas rakiplerini alt ederek Latium kralının kızı Lavinia'yla evlenir ve Roma İmparatorluğu'nun temellerini atar. Destanda Lavinia'nın ne belirgin bir rolü, ne de kendine ait bir sesi vardır. Ursula K. Le Guin işte bu ihmal edilmiş karakteri alıp ona hak ettiği sesi veriyor ve büyük şairin destanında anlatmadıklarını onun gözünden, onun dilinden anlatıyor. Lavinia savaşın doğasını ve erkek-egemen toplumu sorgulayan; insanı insan, toplumu toplum yapan değerleri irdeleyen; edebiyatın gücünü vurgulayarak kurguyla gerçeklik arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran yaratıcı bir roman: Büyük bir destanda küçük bir rolü olan güçlü bir kadının kendi destanı.

OKUMA PARÇASI

Açılış bölümü, s. 11-12.

On dokuzuncu yaşıma girdiğim yılın mayıs ayında, kutsal yemeğe tuz almak için nehrin ağzındaki tuz yatağına gitmiştim. Tita ile Maruna da benimle gelmişti. Babam tuzu eve taşımamıza yardımcı olsunlar diye yaşlı bir ev hizmetçisiyle bir çocuk ve eşek vermişti yanımıza. Tuz yatağı sahile birkaç kilometre mesafede sadece, ama biz bu yolculuğu dışarıda gecelediğimiz bir pikniğe dönüştürmüştük. Zavallı eşekçiğe yiyecek yüklemiş, tuz yatağına gitmek için bütün bir günü harcamış, nehir ve deniz kıyısının yukarısında kalan, otlarla kaplı bir kumul üzerinde kamp kurmuştuk. Beşimiz ateşin etrafına oturup akşam yemeği yemiş, güneş denizde batar, mayıs alacakaranlığı gittikçe mavi bir hal alırken şarkılar söylemiştik.

Sabah günün ilk ışığıyla birlikte uyanmıştım. Diğerleri derin uykudaydı. Kuşlar şafak korolarına daha yeni başlamıştı. Kalkıp nehir ağzına doğru yürümüştüm. Elimi daldırıp nehirden bir avuç su almış ve nehrin adını –Tiber, Baba Tiber– ve eski, gizli adlarını –Albu, Rumon– söyleyerek adak niyetine tekrar nehre dökmüştüm. Sonra elime tekrar su almış ve o tuzlumsu suyu kana kana içmiştim. Gök yeterince aydınlıktı, nehir akıntısının medcezir etkisiyle kabaran deniz sularıyla karşılaştığı hattaki uzun, sert dalgaları görebiliyordum.

O hattın daha da ilerisinde, loş denizde gemiler görmüştüm, güneyden gelen, dümen kırıp nehir ağzına yönelen bir dizi koca, kara gemi. Gemilerin iki yanından sıra sıra uzun kürekler kanat gibi havaya kalkıp iniyordu alacakaranlıkta.

Gemiler suların karıştığı hatta birbiri ardına dalgaları göğüslemiş, havaya kalkıp sulara gömülmüş ve birbiri ardına nehirden içeri girmişti. Gemilerin uzun, kavisli, üçlü mahmuzları tunçtandı. Kıyıda, tuzlu çamur içinde çömelmiştim. İlk gemi nehre girmiş ve küreklerin su üzerindeki ağır, yumuşak vuruşlarıyla sabit bir hızla, kapkara, kocaman, yanımdan geçip gitmişti. Kürekçilerin yüzleri gölgede kalmıştı, ama bir adam geminin kıç güvertesinde gökyüzüne karşı ayakta duruyor, ileriye bakıyordu.

Yüzü haşin ama savunmasız; karanlığa doğru bakıyor, dua ediyor. Onun kim olduğunu biliyorum.

Son gemi de küreklerin o yumuşak, zahmetli vuruş ve telaşı içinde, ağaçları her iki yakada sıklaşan ormanda kaybolduğunda kuşlar her yerde şakımaya başlamıştı ve gök doğudaki tepelerin üzerinde iyice aydınlanmıştı. Kampımıza tırmanmıştım tekrar. Hiçbiri uyanmamıştı henüz; gemiler uykularında yanlarından geçip gitmişti. Onlara gördüğüm şeylerden bahsetmemiştim. Tuz çukuruna gitmiş, bir yıllık ihtiyacımızı karşılayacak tuzu elde edebileceğimiz kadar çamurlu kurşuni toprak toplayıp eşeğin sepetlerine yüklemiş ve evin yolunu tutmuştuk. Yolda oyalanmalarına izin vermemiştim, biraz mızmızlanmış, ağırdan almışlardı, gene de öğleden önce eve varmıştık.

Kralın yanına gitmiş ve "Şafak vakti büyük bir donanma nehirden içeri girdi baba," demiştim. O da üzgün bir edayla bana bakmış ve "Bu kadar çabuk ha..." demişti yalnızca.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Göksun Yazıcı, “Ozanın kılavuzluğu”, Express, Ocak 2010

İlahi Komedya’da Dante’ye öte dünyada kılavuzluk eden Vergilius, Ursula K. Le Guin’e kılavuzluk ederse ne olur? Öte dünya değil de, bir dünya kurulur, hem de bir kadının sesiyle. Vergilius Aeneas destanında Romalıların kökenini Troyalı yiğit Aeneas’a dayandırarak soylu köken arayışlarının önemli bir örneğini vermiştir, Dante’nin onu kendine kılavuz seçmesinin sebebi de bu soyluluk iddiasıyla temellenir, elbette Dante için sadece bu dünyaya sahip olmak yetmez, öte dünya da aynı soyluluk ve Hıristiyan anlayışıyla bezenmelidir. Dante, kılavuzuna ne kadar saygı duysa da, Hıristiyan cennetinde ona yer vermez –onun da elinden çok şey gelmez elbette, çünkü emirler bellidir. Vergilius’un “komedya”daki yeri cehennemin birinci katıdır; Homeros, Achilles, Hector ve Socrates gibi Hıristiyanlık öncesinde yaşamış, ama Dante’nin “kanon”unda olanlarla birlikte, cehennemde “ayrıcalıklı” bir yere sahiptir; Dante’nin ve Hıristiyan Tanrı’nın cömertliği bu kadardır.

Ursula K. Le Guin de Lavinia romanında benzer bir “kanon” anlayışıyla Vergilius’u kılavuz olarak seçiyor kendine, fakat Vergilius’un ihtişama ve soylu kökene yaptığı vurgu için değil, “şiirinin nağmesi ve güzelliği” için ve “kanon”u o kadar tersten okuyor ki, ortaya çıkan eser tüm “Batı medeniyetinin” kendisine biçtiği soyluluğu ve ihtişamı ters-yüz ediyor; geriye “yoksulluk, sadakat, tevazu ve sorumluluk gibi basit ama hassas değerler” kalıyor. Diğer bir deyişle, Le Guin Dostoyevski’nin Ecinliler’indeki anarşistleri cinlerinden temizleyip Mülksüzler’deki anarşistleri nasıl anlatıyorsa, Lavinia romanında da “Batı medeniyeti” ve onun atalarındaki cinleri çıkarıp Hesiodos’un İşler ve Günler’indeki sadeliğe çeviriyor tüm anlatıyı: “ İki türlü Kavga vardır bu dünyada / Biri övülmeye değer, öteki yerilmeye / Özden apayrıdır bu iki Kavga / İnsanı kanlı savaşa götürür birisi /.. / (diğeri) eli tutmaz insanı bile işe sürükler”.

Cinsellik değil, iktidar kötü

Vergilius ölümsüzlük bahşettiği, ama bir yaşam ve bir ses vermediği Lavinia’nın karşısına Hades’ten gelen, ondan yüzlerce yıl genç bir ölü olarak dikiliyor. Latium kralının kızı Lavinia’nın Vergilius’un söylediği gibi altın sarısı saçları yok, esmer tenli, tıknaz bir kral kızı olarak taliplerinin arasında şaşırmış bir durumda. Annesinin yeğeni Ardealı Turnus tüm talipler arasında en kuvvetlisi ve Lavinia’yı en çok korkutanı. Le Guin Turnus’u iktidar istencinin –ki Nietzsche’nin erk istenciyle karıştırılmaması gerek– ete kemiğe bürünmüş hali olarak sunuyor. Oğullarının ölümünün ardından delirmiş Ardealı Kraliçe kızının yeğeniyle evlenmesini istiyor, hem de yeğenine güçlü bir cinsel arzu duyarak. Le Guin okurları iyi bilirler ki, Le Guin cinselliğe ya da arzuya kötülük yüklemez. Le Guin dünyasındaki tek kötülük, içinde yaşadığımız dünyadaki kötülük, yani iktidar arzusu ve yanaşmasıdır. Kraliçe’nin ve Turnus’un kardeşi Juturna’nın Turnus’a duydukları bu cinsel arzu iktidarın şehvetine bulanmış olduğu için romandaki en sakil duygu ve güdü olarak beliriyor. Bir genç kızın başına gelebilecek en korkunç şey annesi tarafından eziyet görmek olsa gerek, çünkü kendi kadınlığını annesinde gören genç kız için bu eziyet kendi geleceği tarafından kabul edilmemek ve eza görmek olarak okunur. İşte Vergilius’un Lavinia’ya tek yaptığı kılavuzluk, kraliçenin kızını iktidar aracı olarak görerek onu şehvetle yeğeniyle evlenmeye zorlamasına karşı kendi geleceğinden korkan Lavinia’ya Aeneas’ın müjdesini vermesi, iktidara karşı bir direnç sunması: “Akşam yıldızının ışığından olma bir adam.” Le Guin’in “kanon”u ters çevirmesi hem burada hem de sonrasında daha da netleşiyor. Vergilius için “soylu köken” olan Aeneas yiğitlik gibi bir erdemi taşısa da, hiç de Vergilius (ve Dante’nin) ata olarak kabul etmek isteyecekleri bir “yiğit” değil. Karısını Troya’da alevler içinde bırakmış, ona olan aşkını kalbinde taşımış, Afrikalı Kraliçe Dido’ya aşık olmuş, ama yurdunu kurmak için yolculuğuna devam etmiş, Dido’nun intiharının ardından ağlamış bir adam ve Lavinia da âşık olacak. Lavinia’ya da Dante’nin Beatrice’si gibi bir kadın değil, bildiğimiz etten kemikten bir kadın.

Vergilius Lavinia’ya gelecekten haber vermek için yarım kalan destanını ona okuyor: Kim kimin boğazını kesti? Yani Lavinia onu böyle dinliyor. Kral kızının talipleri arasındaki gerilim bir çocuğun bir geyiği yaralamasıyla savaşa dönüşür. “Her şey bir geyik ve tıknaz bir kız için miydi?” Kimisi kargıyla kimisi mızrakla öldürülür, kimisi kalbinden kimisi gözünden vurulur, birisinin başı baltayla parçalanır. Sonunda Aeneas Turnus’un boğazını keser ve kavga biter, destan da tam burada yarıda kalır. Vergilius’un kılavuzluğu burada biter, ozanın sesi kaybolur. Le Guin’in romanında Vergilius’un kılavuzluğu Lavinia’ya iktidara, annesinin iktidar şehvetine karşı direnç sunmak olmuştur, ama ozanın sonrası için yani işler ve günlerin dünyası için söyleyecek bir sözü yoktur. Destan hem yarımdır hem de fazladır. Le Guin Augustus’a yaraşacak sarayları, taçları, toplu kurban törenlerini siler, mermerler kalkar, yerine ahşap ve tuğla örülür, insanların seçimlerine karışan Greko-Romen tanrılar Styx ırmağının suyunu içip seslerini kaybeder. Bir tek Vesta kalır. Akşam yıldızının ışığından Aeneas ve tıknaz kral kızı Lavinia, evin ocağını tüttüren Vesta ile ozanın sustuğu dünyada kendi yollarını kendileri bulurlar. Ama “masal” şimdi başlar.

Erkeğin üç kadını

Gaia ve Gaius. Genius ve Juno. Kadın ve erkeğin birlikteliğinden doğan bir medeniyet. Le Guin, Lavinium’un kuruluşunu anlatırken “başlangıç mit”lerine karşı da bir adım atıyor. Kadın ve erkekten türeyen insanoğlunun kandırılmış şeytan kadınından farklı Lavinia ve Gaia’ya eziyet eden Uranüs’ten farklı Aeneas. Mitlerin hiç hesaba katmadığı bir etkileşim türüyle kuruyorlar Lavinium’u: Şefkat. Kalpsiz bir dünyanın kalbi olsun diye burjuva değerlerinin anneliğe yüklediği ve acıma duygusuyla karışan tüketici şefkatten çok farklı olan bu şefkat, kadına hikmeti, erkeğe de kahramanlığı sorgulama yetisi kazandırıyor. Turnus’un boğazını kesen Aeneas, bu eyleme yüklenen hiçbir kahramanlığı kabul etmiyor. Geleceği gören Aeneas, Dante’nin cehennemin üçüncü katına yerleştirdiği kahinlerin intikamını alır gibi hem geleceği hem de geçmişi bu dünyaya getiriyor. Gelecek, Lavinia ile yaşadıkları anın içinden geçip kendisini biçimlendiriyor.

Lavinia, Aeneas’ın ölümünden sonra oğlu Silvius ve Aeneas’ın oğlu Ascanius’la kalıyor. Yetersizliğin getirdiği iktidar hırsının örneği olan Ascanius üvey kardeşi Silvius’u kendisi gibi “erkek” olarak yetiştirmek için Lavinia’dan koparmaya çalışıyor, dişi bir kurda dönüşen Lavinia, Aeneas’tan aldığı biliciliğiyle hem kendisini hem de Silvius’u iktidar kavgalarından kurtarabiliyor. Hecate’nin üç yüzü; bakire-kadın-kocakarı: “Erkekler kadınlar için sadakatsiz, değişken yakıştırmalarında bulunurlar ve bu lafları her daim tehdit altında olan cinsel onurlarından kaynaklanan bir kıskançlık içinde söyleseler de, sözlerinde bir doğruluk payı vardır. Biz hayatımızı, varlığımızı değiştirebiliriz; istesek de istemesek de değiştiriliriz. Ay değiştiği halde nasıl tekse, biz de bakire, eş, anne, büyükanneyizdir. Erkekler ise bütün o tez canlılıklarına rağmen neyse odurlar, bu yüzden katılığı bir erdem haline getirirler.” Erkekle ilişkisine göre tanımlanan kadının üç yüzünü de sunan Lavinia, istese de, istemese de değiştirilen kadın Lavinia, Vergilius’un ona yaşam vermeden sunduğu ölümsüzlük için de değişiyor. Aklın uykusu derinleşip canavarlar yaratmadan, gecenin en karanlık vakti erişmeden havalanan dişi bir baykuş oluyor sonunda: “Yumuşak ve titrek bir ses çıkarıyorum –i, –i diye haykırıyorum. Hadi git! Ruhum bazen yalnızca bir kadın olarak uyanıyor tekrar.”

Devamını görmek için bkz.

Oylum Yılmaz, “Edebiyatın büyülü döl yatağından, kadınsı bir anti-kahramanlık destanı”, Sabitfikir, 2010

Lavinia, erkeğin dilinde hapsolmuş, kahramanlar çağının kahraman olamamış kahramanı, sessiz, dilsiz, soluk bir görüntü. Bir kadın, bir kraliçe; kadim Roma İmparatorluğunun temelini atacak kralların dölyatağı... Lavinia gölgelere ait belki, ama gölgelerin de bir var oluş şekli var, onları gören gözler, gördüklerini yazan kalemler... Fantastik edebiyatın büyükannesi, yaşlı dişi kurdu Ursula K. Le Guin, Türkçeye yeni çevrilen son romanında kadim yılların artık efsane olmuş bir kahramanlık hikâyesinin içinden çekip çıkarıyor Lavinia’yı, gölgelerden gün ışığına doğru el veriyor, sonsuz sessizliğinden söze dönüştürüyor onu. Kılıç şıkırtıları, erkeklerin zafer ve ölüm naraları arasından, kutsal ateş etrafında ilahiler söyleyenlerin sesleri yükseliyor; kaynak sularının, göllerin, denizlerin ve dağların yüreğini dillendirenlerin sesleri...

Vergilius’un epik şiiri Aeneas’tan çekip çıkarıyor Lavinia’yı Le Guin. Kahraman Aeneas’ın karısı ve oğlunun annesi olan Latiumlu Lavinia’yı şairinin elinden alıyor. Zira şair için Lavinia onu isteyen taliplilerinin karşısında yanakları kızaran saf bir bakireden, adına savaşlar yapılsa da sembolik zarif bir imgeden ibaret sadece. Le Guin işte tam buradan hareketle, eril dile hapsolmuş dişil var oluşun kapılarını açıyor, şiiri düzyazıya, kahraman dediğimiz şeyi ikincil bir öğeye dönüştürüyor. Ancak yanlış anlaşılmasın, yazarın yapmaya çalıştığı şey Vergilius’un Aeneas’ını ters yüz etmek, onu bir yapıbozuma tabi tutmak değil. Sadece bir erkek şair yerine, kadın romancı yazsaydı eğer bu efsaneyi, neler olurdu, onu göstermek. Öyle de oluyor. Lavinia, kadın elinden çıkma, kadınsı bir anti-kahramanlık destanı olarak edebiyatın büyülü döl yatağındaki yerini buluyor.

Ona düşen büyük bir destanda, küçük, küçücük bir rol. Ama başlangıçta Lavinia’nın bundan haberi yok. Oğullarını kaybetmiş deli bir anneye, tüm sevgisini kızına vermiş, şefkatli, onurlu ve adil bir kral babaya sahip, saf bir bakire olarak çıkıyor karşımıza ilk önce. Ancak babasının inşa ettiği barış döneminin sınırında, kaynayan küçük bir kazanda yaşamakta, üstelik bunun fena halde farkında. Ardı ardına çıkan güçlü ve nüfuzlu taliplerden birini seçmek zorunda. Bu göstermelik değil, gerçek bir seçim Lavinia için. Çünkü onun içinde yaşadığı toplulukta kadınların da bir sözü var, geçerli bir söz bu üstelik. Lavinia’nın seçimi, seçmemek oluyor. İnsanların, yıldızlara, kutsal ateşin alevlerine, kuşların seslerine, denizin köpüklenen dalgalarına ve rüyalara kulak verdiği, onlara bakarak şimdiye ve geleceğe dair kehanetlerde bulunduğu bir çağda yaşıyor çünkü o.

Babasıyla tanrılara kurban kesmek için sık sık gittikleri Albunea ormanının derinliklerinde bulunan kutsal sunağın, o şifalı suyun çıktığı pınar başında yaşadıkları Lavinia’yı talipleri arasından seçim yapmamaya yöneltir. Burada yüzyıllar ötesinden ona seslenen şairiyle tanışacak ve hayatını öğrenecektir. Ölüm döşeğindeki şairin ruhu Lavinia’yla buluşur, çünkü onu çağırabilecek kadar güçlü tek kahramanıdır aslında. Şiiri yarım kalmıştır, özellikle de Lavinia’yla yüzleştikten, bu hiç fark edemediği kadın kahramanını tanımaya başladıktan sonra. Artık çok geçtir ama şiirini Lavinia’ya okur. Ve işte bu andan sonra Lavinia’nın önünde kurguyla gerçeklik arasında gidip gelen o bıçak sırtı yol açılır. O artık bir başkasının gerçekliğinde yaşadığının farkında olan bir kadındır, yazılı kaderini değiştiremeyecektir belki ama onun içini nasıl dolduracağı, işte o kendine kalmıştır. Lavinia, söze karşı ses olur böylece, ölümlü kahramanlara karşı, ölümsüz bir anti-kahraman. Yazar bu noktada eril dile hapsolmuş dişil bilince fantastik bir çıkış noktası gösterir. Kendi sözünü arayan kadını, kadın yazarı, sözün ardındaki sese çağırır. Fantastik kurguyu iç benliğin dili olarak öneren Le Guin, Lavinia’ya, bu dindar pagana kehanetleri, rüyaları, gölgeleri verir. Ta ki o, evi süpürmek, kutsal ateşi yakmak, tahıl ambarlarıyla ilgilenmek, çocuk büyütmek, kumaş dokumak gibi kadınsı işleri ibadet edercesine yapmanın yanı sıra, gücü, öngörüsü ve rüyalarıyla; kehanetleri hatta yazgıyı okuma yeteneğiyle kendi olağanüstülüğüne erişene dek, tıpkı Yerdeniz Büyücüsü’nün Tenar’ı gibi, tıpkı Le Guin’in kendisi gibi.

“Bilgiye, kendimizi bilmeye ihtiyacımız var. Kendimizi ve gölgemizi görmemiz gerekir. Çünkü gölgemizle yüzleşebiliriz; onu kontrol edebilir, onun rehberliğini kabul edebiliriz; böylece belki de büyüdüğümüzde, güçlenip toplum içinde sorumlu yetişkinler olduğumuzda, dünyada yapılan kötülükler, katlanmak zorunda olduğumuz adaletsizlikler, azap ve acı karşısında ve o en sondaki nihai gölge karşısında, çaresizlikle teslim olmaya ya da gördüklerimizi inkar etmeye daha az eğilimli oluruz.” Diyordu Le Guin Kadınlar Rüyalar Ejderhalar adlı deneme kitabında. Fantastik edebiyata dair yazdığı bir denemede yer alan bu sözler Lavinia’ya dair de pek çok ipucu içeriyor. Gölgelere hapsettiğimiz, sessizliğe yazgılı dişil bilincimizle yüzleşmeyi öneren ve bunu pek çok romanıyla edebiyat alanında gerçekleştirmeye çalışan Le Guin’in Lavinia’sı ister yazarın hayranlarından biri olun, ister onunla yeni tanışacak bir okur, şahane bir kitap... Ve ne mutlu ki Le Guin’in yazarken elinin hâlâ hiç titremediğinin kanıtı...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.