Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-257-4
13x19.5 cm, 240 s.
Liste fiyatı: 24,00 TL
İndirimli fiyatı: 19,20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
John Berger diğer kitapları
Görme Biçimleri, 1978
G., 1984
Ve Yüzlerimiz, Kalbim,
Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
, 1987
O Ana Adanmış, 1988
Düğüne, 1996
Fotokopiler, 1997
2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus, 1997
Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar, 1999
Kral, 2001
Buluştuğumuz Yer Burası, 2006
A'dan X'e, 2008
Kıymetini Bil Herşeyin, 2009
Bento’nun Eskiz Defteri, 2012
Uçuşan Etekler, 2014
Bir Fotoğrafı Anlamak, 2015
İstanbul'dan Gelen Telefon, 2016
Hoşbeş, 2016
Sanatla Direniş, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
Özgün adı: Success and Failure of Picasso
Çeviri: Yurdanur Salman, Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Fotoğrafı: Robert Capa
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 1989
7. Basım: Mart 2017

Yirminci yüzyılın en varlıklı ve ünlü sanatçısı olarak ölen Picasso, yorulmak bilmeyen yaratıcılığı ve şaşırtıcılığıyla henüz hayattayken bile bir efsane olmuştu. Böylece kitaplar, kartlar, röprodüksiyonlardan oluşan büyük bir endüstri doğdu Picasso adıyla anılan. Günümüzde resim sanatının, ressamın, daha doğrusu ancak yaratarak var kalabilen kişinin içinde bulunduğu çıkmazdır John Berger'ın ilgisini çeken: Bir İspanyol, bir sürgün, yalnız ve yalıtılmış bir insan olarak Picasso.

Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı'nda Berger, resimleri üzerinden farklı bir bakış açısıyla okuyor Picasso'yu. Okurun Görme Biçimleri ve O Ana Adanmış adlı kitaplarından da aşina olduğu görme zevkini ve eleştirelliğini bu kitabıyla da sürdürüyor.

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Picasso
Ressam
Son Bir Saygı Sözü
Resim ve Fotoğraflar
Dizin
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 7-10

Bu kitabı yazmamın üstünden yirmi yılı aşkın bir süre geçti. 1965'te ilk yayınlandığında, heryerde değilse bile pek çok yerde kitaba saygısız, duyarsız, doktriner ve sapkın gibi suçlamalar yöneltildi. Centilmenler ülkesi olan İngiltere'deyse beğeniden yoksun denerek bir yana itildi. O zamanlar Picasso hâlâ sağ ve ününün doruğundaydı. Her yıl hakkında övgü dolu kitaplar ve yazılar yayınlanıyordu. Kitabıma gösterilen eleştirel tepkiler beni biraz şaşırttı. Ben, sanatçıya ve konu edindiğim kişiye duyduğum sevgiden kaynaklanan bir inceleme yazdığımı sanıyordum. Belki, aradan geçen yıllardan sonra, anlattığım öykünün kahramanına duyduğum sevgi daha açık bir biçimde görülür olmuştur.

Örneğin, bu inceleme Picasso'nun serveti üzerine bir tartışmayla başlıyor: Bu başlangıca, o zamanlar bayağı ve zevksiz bir tartışma gözüyle bakılmıştı. O zaman sözünü ettiğim servetin bugünkü değerini anlamak için en azından onla çarpmak gerekir. Sonra Picasso öldü. Hemen ardından, onun zengin mirasıyla ilgili acımasız davalar başladı. Daha yakınlarda, başka sanatçıların ölümlerinin ardından benzer acıklı olaylara tanık olduk: örneğin Salvador Dali'nin. Sanat yapıtları, herşeyden önce seyirlik yatırım nesneleri olarak kaldıkları sürece, bu gibi durumların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Ama önemli olan, bu durumun gerektirdiği yabancılaşmanın, çoğu zaman önce yaşlanmış sanatçı tarafından acılı bir yalnızlık (banka kasasının yalnızlığı) biçiminde yaşanmasıdır. Bu yalnızlık, yazdığım incelemenin çıkış noktasıydı; şimdi kitabımı yeniden okuyunca üzerinde durduğum öbür noktaların çoğunda da zamanla haklı çıktığımı görüyorum.

Bununla birlikte, atlanmış bir nokta var. Bu kitabı yazarken Picasso'nun 1902 ilâ 1907 arasında yaptığı bazı yapıtlar üzerinde yeterince durmamışım. Daha açık söylersem, Kübizm anına bir an önce ulaşmak için sabırsızlanmışım. Bu erken döneme yeterli dikkati göstermemekle, sanırım, bir sanatçı olarak Picasso'nun temel doğası üzerine bir ipucunu kaçırmışım. Onun dehasının doğasını hissetmişim, yorumlar yaparak çevresinde dolanmışım, ama yeterince iyi formüle edememişim. Atladığım bu yeri belki şimdi tamamlayabilirim.

Resim, zamanın ve görülebilir olanın, bir çift halinde birlikte oluştuklarını bize anımsatan sanattır. Bunların birlikte oluştukları yer, olayların zamansal bir sıralanış içinde, görünümlerin de görülen bir dünya içinde birleştiği insan zihnidir. Zamanın ve görülebilir olanın böylece birlikte oluşmasıyla, varlıkla yokluk arasında bir diyalog başlar. Bu diyaloğu hepimiz yaşarız.

Picasso'nun 1906 tarihli Kendi-Portresi'ne bir bakalım. Bu resimde ne oluyor? Görünüşte olaysız olan bu imge bizi neden böylesine derinden etkiliyor?

Genç adamın yüzündeki ifade —yirmi beş yaşındaki bir adam için tipik olmaktan hiç de uzak olmayan bu ifade— yalnızlık, dikkatlilik ve arayıştır. Kaybın ve beklemenin kaynaştığı bir ifadedir bu. Ama bütün bunlar edebiyat düzeyinde nitelemelerdir.

Plastik açıdan ne olmaktadır? Baş ve beden görülebilir olmak için zorlamakta, algılanabilir bir biçim aramaktadır ve bunu henüz tam olarak bulamamıştır. Tam bulma noktasında, tam bu biçimin üstüne konma noktasındadır —çatıda bekleyen bir kuş gibi. İmgenin etkileyiciliği, görünür olmak için çabalayan bir varlığı temsil etmesinden gelir.

Eğretileme açısından bakarsak bu, oldukça sıradan bir deneyimdir. Olağanüstü olan burada Picasso'nun bu geçici ama neredeyse umarsızca ivedi görülebilir-oluş'u ifade etmek için gerekli resimsel araçları bulmasıdır (bu araçlara kazara çarpması ama her nasılsa bunları fark etmesidir). Onu Avignon'lu Kızlar'a kadar götüren ve ilk ön-Kübist yapıtlarını içeren 1902 ilâ 1907 yılların arasında Picasso, görülebilir olanı verme sorununu halletme yolunda ilk umutlarını ifade eden sayısız imge resmetmiş ya da çizmiştir: Görülebilir olma güvencesini —kısa süre önce olanaksız görünen bu güvenceyi— sunan bir hallediştir bu.

Kendi portresinde, bu neredeyse-görülebilir-oluş'u ifade etmeye yardımcı olacak resimsel araçlar vardır. Ten rengi boyaların dış çizgilerden taşışı, gölgelerin belli belirsiz, bitmemiş bir havayla resmedilişi, yüz hatlarının —bir vazo üstüne resmedilen figürler gibi— yüzün içine değil, daha çok üstüne resmedilmesi. ("Adem'in yaratıldıktan hemen sonraki, ama ilk soluğunu almadan önceki halini andırır.")

Aynı dönemden başka resimlerde Picasso, başka resimsel araçlar kullanmıştır. Bunları bilinçli olarak kullandığını sanmıyorum. Kullanılan araçlar, derin bir sezgisel inançtan, Picasso'nun bir ressam olarak giriştiği etkinliğin özünde yatan inançtan doğmuştur. Picasso görsel gerçekliği, kendiliğinden doğan kaçınılmaz bir şey olarak kabul etmiyordu. Tam tersine, gördüğü bir şeyin başka bir biçim de alabileceğini, görülebilir olanın ardında seçilmemiş yüzlerce görülebilirlik olanağı yattığını her zaman biliyordu.

Kimin tarafından seçilmiş ya da seçilmemiş? Elbette sanatçı tarafından değil; görsel biçim arayan varlık tarafından da değil; hatta yaratılış günleri sırasındaki Tanrı tarafından bile değil. Bu soru yanıtsız kalmaya mahkumdur; ama Picasso bu sorunun yanıtına yaklaşmak umuduyla, bizim bildiğimiz şekliyle görülebilir olan kesinlik kazanmadan önce görülebilirlik olanağı taşıyan'la oynamaya hep devam edecekti. Picasso'yu icat etmeye iten ve bazen derin, bazen de yüzeysel olan cince itki, görülebilir olanın kökeninde rastlantısal olduğu temel inancından kaynaklanıyordu.

Picasso, sezgisel olarak, büyüme enerjisini varolandan ayırıyordu. Bu nedenle, ön-varoluş bilmecesiyle oynayabiliyordu. 1906 tarihli kendi portresindeki dokunaklılığı, bu portrenin bir ön-varoluş imgesi, konusunu doğurmak üzere olan bir portre olduğunu söyleyerek de betimleyebiliriz.

Ancak resimsel olanla açıkça söylenebilecek ya da sorgulanabilecek şeyleri sözcüklerle anlatmaya çalışıyorum. Oysa Picasso'nun sorgulaması ya da arayışı yalnızca sanat deneyimine dayanmıyordu. Bu sorgulama ya da arayış çok daha geniş başka insan deneyimlerine, özellikle de bedenin enerjisinin, normal fiziksel eğilimleri aştığı deneyimlere dayanıyordu. Picasso'nun, tutku ve acı imgeleri yaratmaya kendisini bu denli kaptırmış olması ya da bu imgeleri böylesine büyük bir yetenekle yaratabilmesi bundandı; enerjinin varolanı aştığı imgeler, varolanın ve onda bulunduğunu kabul ettiğimiz eğilimlerin nasıl hiçbir zaman tamamlanmamış ya da bitmemiş olduğunu açığa çıkaran imgelerdi bunlar.

Picasso, bitmemiş olanın ustasıydı; bitmemiş sanat yapıtının değil, bitmemiş insan deneyiminin ustası. Resim sanatının tümüyle varlıkla yokluk arasındaki diyalogla ilgilendiğini kabul edersek, en derin noktasında Picasso'nun sanatının, konumunu bu ikisinin birleştiği eşikte, varoluş'un, henüz başlamış olan'ın, bitmemiş'in kapısında bulduğunu söyleyebiliriz.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Rıfat Şahiner, "Bir sürgünün büyülü yüzü: Picasso", Cumhuriyet Kitap Eki, Sayı 556, 12 Ekim 2000

John Berger, Picasso'nun Kübist yılları dışında en başarılı resimlerini 1931 ile 1942-43 yılları arasında verdiğini vurgular. Berger'a göre; bunun dışında kalan dönemlerde yaptığı resimler, ünlü dehanın kendi yeteneğine yaslanarak, belirgin bir "üslupçuluk" sergilediği süreçlerdir (s. 163). Hatta yazara göre Picasso, coşkun bir aşk yaşadığı Marie Thérése'ye rastladığı 1930'lu yılların başında, resmi neredeyse bırakma noktasına gelmiştir. Çünkü Picasso bu dönemlerde konu bulma sıkıntısı çekmekte ve kendi deneyimlerinin resmini yapmaktadır. Berger'a göre bu bir tür narsizmdir. Picasso'nun kendini taklit etmesinin başlangıcıdır ki bu da tam bir "başarısızlık"tır.

Oysa tutkulu bir aşkın tutuşturduğu esin ateşi ve diktatör Franco'nun yerle bir ettiği ülkesinde olup bitenlerden duyduğu elem, en görkemli yapıtlarını vermesine neden olmuştur Picasso'nun...

Marie Thérése'nin resimlerinde, cinselliğin coşkusuna bürünmüş tenlere dönüşür renkler ve sanki tuvallerle sevişmektedir Picasso. Sanki duyumları, cinsel bir rahatlamanın duyumlarıdır. Berger'a göre, "Bu resimler sevişmeye böylesine doğrudan odaklanmış oldukları için 'graffiti'ye daha yakın düşerler" (s. 165). Bu bedenler esrik bir anın sarsılmaz ifadeleridir. Yüzlerde gezinen bir tebessüme bulanmış şehvet izleri… Rahat, kendinden geçmiş bir şiddetin boşalımı!.. Resim sevişmek olmuştur, sevişmek resim… Boyayı ateşli bedene dönüştürmüştür Picasso. O, kadınlarda bulduğu kendisi aracılığıyla bir sanatçı olarak söyleyeceklerini söylemeye çalışır. "Cinsel birleşme"yi, alegori olarak, sevgilisinin portrelerine kendi yüzünü de ekleyerek görselleştirir… Bir kadın, bir erkek, iç içe geçmiş bir yüz!.. Picasso böylece genç ve güzel sevgilisinin bedeninden sonra ruhunu da ele geçirmiştir bu resimlerle… Cinselliği kendi içinde bütünlük taşıdığı doğaya geri verir. Yapıtlarında sıkça kullandığı mitolojik boğa imgesi "Minotaurus"un genç kızla birleşmesini konu alan resimler yine içsel bir özlemin tatminini ve coşkuyu yansıtır. Bir an önce doyurma isteği ile şiddet, teslim olma ile kurbanlaştırma, zevk ile acı arasındaki oynak sınırda yoğunlaşmıştır. Bu, resmin şehvetli olmanın dışında bir karmaşıklık taşıdığı anlamına gelmez.

Cinsellikte, ölüme bir bakıma boyun eğen bedendir, zihin değil; seviştikten sonra doğan, kadının incinebilir olduğu bilinci, içgüdüsel bir itkinin sonucunda ortaya çıkar –erkeğin, pek çok hayvanla paylaştığı bir itkidir– bu.

Modern dönemin başyapıtı olarak nitelenen, özelde faşizme genelde ise tüm modern dönem savaşlarına bir başkaldırı olan o eşsiz yapıtı "Guernica"da da Picasso zaten kafasında var olan imgeleri kullanmıştır. Gerçekte hiçbir fotoğrafın anlatamayacağı kadar hıçkıran "Ağlayan Kadın" resimleri, "Minotaurus" serisi ya da Picasso'nun tüm sanat yaşamında deneyimlediği biçim ve ifade gücü, bu resme boca edilmişti sanki. Kullandığı kaynaklar farklı olmasına rağmen, Picasso'nun acı çekmeyi nasıl imlediği hakkında bir delile dönüştü bu resim: Tıpkı sevişmeyi anlatan resim ya da heykel üstünde çalışırken duygularının şiddetinin, kendisiyle sevgilisi arasında ayrım gözetmesini imkânsızlaştırması gibi; tıpkı kadın portrelerinin, çoğu zaman onlarda bulduğu kendi portresi olması gibi… Guernica'da da Picasso, ülkesinden gelen haberleri dinlerken, kendi çektiği acıları resmetmekteydi… O güne dek hiç kimse boyayla küfretmemişti!..

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.