Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-039-7
13x19.5 cm, 248 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 30,00 TL
İndirimli fiyatı: 19,50 TL
İndirim oranı: %35
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Solak Defterler
Kitap Tasarımı: Hakkı Mısırlıoğlu
Grafik Uygulama: Kadir Ateş
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2016
2. Basım: Mayıs 2016

"Pek çok yeni şiirimin yanı sıra, eski tarihli ama gün ışığına çıkmamış şiirlerimin de yer aldığı, kendi içinde bölümlenmiş bir toplam. Zamana yayılan defterlerin hem kendi içinde hem birbirlerine bağlandıkları yerdeki köprü ayağı... Farklı yıldızların aynı yörüngede döndükleri bir gökada." –– Murathan Mungan

İÇİNDEKİLER
Unvan Sayfası
Sahi

Pikabın Kolu
Erken
Melek eli hatırlama
Gün yaralanmaları
Hadi!
Pikabın kolu
Yorgun, zinde
Güneye!
Sesinin kelebeği
Kuş, dal, uzak
Gök çıplağı
Sepet, ip
Güneş, damla
Ses, kömür
Zaman sarısı
Tel tel
Kuytuda güneşlenen
Kilit körlüğü
İpek ve Bakır
Fotoğrafa övgü
İç
Kül hakkı
Yılları tanıdıkça
Kesin ışık
Uzak gözlüğü
Saf ipekten
Bazı
Bazen
Dur, bak
Ağacın gözleri
Yorumun gözleri
Kabul kıyısı
Rüzgâr çıktı
Sessizliğin hızında
Sükunet kuleleri
Asırlık ağaç
Yabancı zaman, kör bilmece
Zembere
İmbik
Eksildikçe, bahçede
Çapa
Temel parçacıklar

Kayıp Künyeler
Kıt avlu
Çakı, imza
Baba dostları
Gemici Cüzdanı
Aile ocağı, sonrasız
İnşaatlarda geçici
Ahkâm ehli
Kör makastar
Mühlet ve mühür
Tükenmiş mektuplar
Dal, zaman
Gökyokuş
İş dönüşü, düğüm
Büyümeyen
Bağış
Yolcu vapuru
Dut karası
Manav
Diş
Uzak
Meslek hayatı
Klişe kader
Şimdi
Gence,
Künye
Vaatler ve Vadeler
Dem
Vaat
Arzunun ve bilginin alacakaranlığı
Kurdun ininde
Karışan
Sefer
Kir ve kin
Cam altı
Yabancı mağara

Aşk İkilemeleri
İkilemek
Opera
Yalnızlık, aynı opera
Ön şart
Eski usul Âh!
Diyemediğin
Demirin sesi
Aşk ve kin
Dağılan
Âşık kemiği
Sabit
Güvenlik duvarı
Gaflet
Aşk eskisi

Uyku Otları
Başucu taşları
Dökme zaman
Kaza gereği
Çağ
Harita, mekân
Salgı
Etin miktarı
İskelet, zaman
Giz
Gök, sema
Ermiş nar
Sihr-i zaman
Uçmak
Kırk birinci anahtar
Fanus
Serap
Kavram ışığı
Varoluşun grameri
Avcı
Taneden toza
Kıdem simurgu
Sekme
Tahattur
Mezbahaların melekleri
Fizik yasası
Eriyik
Düş, göz, sayı
Kazılı kader
Elementlerin minimal kullanımı

Dişbudaklar
Büyük söz
Eldivenli el
Ay taşları
Köprü geçmek
Paletteki soru
Renklerin
Deniz, kumunun
Tenin düşündürücülüğünde
Tanelenen
Üvey mavisi
Sevinç!
Ayın birimi
Kıran
Niyet yaşı
Ad aradığımız yaşlara
Erken, vurulmuş
Sazlık
Yol, yol
Kırılmış
Kulak vermek
Zehirle zaman
Zulüm
Mümkün müdür
Saklı katl
Madalya, madalyon
Mahyasında
Bilinen adıyla
Bakmayın
Avından ürken
Mürekkep, sanı
Olsun, olayım
Sitem değil soru
Daha genç

Yakındivan
Gerdanlık
Geçirgen
Neh’r ile ses arasında
Avaz
Yürüyen
Kanat izi
Kendi göğü
Ey şair
Sırra kadem kâtibi
Soru çanağı
Mıknatıs taşı
Çağır, varsa
Kalem tutmak
Uzatma, sahip
Çınlama
Çizgi, benek
İma, imla
İstimlak, istihza
Kâğıt korkusu
Yüzük taşı,
Yüzey ve girdap
İmkân duası
İki el şiir
Dökme, döküm
Akarı
Tuz ve kum
Okura,
Sabit yıldızlar kitabı
Âh!

Divan-ı Harp Şiirleri
Berivan
Kim
Duvar, doğu
Hatıra
Yirmi bin yıldız
Esmerliği bile
Sınır ve ihlal marşı
Vatan şiiri
Anabasis

Azap Kâğıdı
Vurur mu?
Envanter
Ulak yolu
Tarihte bugün
Sorudaki dağ
Haraç, hayat
Gecikme, tekrar
Öyle
Beyan
OKUMA PARÇASI

Ağacın gözleri

kesidine bak içindeki halkaların

aşktan yeni hatıra yaşları

geride kaldı, an seyrek

zaman temkin dayatır

kandaki serinliğe

yaşar gibi değil

seyreder gibi

geçmişte öğrendiklerinle

hayatını kendini yazının kalbinde

bir ağaç gibi kabullenmek

suların çekildiğini

etinde kımıldayan şimdiki zaman

solgunlaşıp uzaklaşan

her şey

gözlerinin önünde

ayaktasın, seyrettiğin manzaranın içinde

kendi hızıyla eskiyen

imkânsızlığın bilgisiyle

11 Mart 2009

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Emek Erez, "Murathan Mungan'ın Solak Defterler'inde zaman ve bellek", Edebiyat Haber, 12 Nisan 2016

Murathan Mungan, gerek entelektüel duruşu gerekse üretkenliği ve odaklandığı konular bakımından Türkiye yazınının önemli düşünürlerinden. Düşünür kelimesini Mungan’ı daha iyi ifade edeceğine inandığım için kullandığımı belirtmeliyim. Yazmak ve yazarlığın getirdiği misyonların yanı sıra Mungan’ın coğrafyamızın sıkıntılarına dair aldığı tutum, geçmişin kirli belleğine yaptığı daimi vurgu bence kendisine bir “düşünür” sıfatı da kazandırıyor. Geçtiğimiz günlerde Metis tarafından basılan Solak Defterler adlı şiir kitabı da kullanılan imgeler ve seçilen konular bakımından okurunu mutlu edecek bir yerde duruyor.

Solak Defterler kitabının en önemli imgelerinden birisini zaman ve bellek oluşturuyor zannımca ki, Mungan’ın yazınında belleğin önemli bir yere sahip olduğunu söylemek aşırı yoruma kaçmayacaktır. Bence zaman insanın elinden çıkaramadığı tek şey. Her şeyden bir şekilde kurtulabiliyor da insan, zamanın kalıntıları hep bir yerde var ediyor kendisini. Geçmişin şimdisinde yaşıyoruz ve bu nedenle aslında şimdinin varlığı geçmişe bağlı. Şimdinin ânının mutlu bir varoluşa karşılık gelmesi içinde bu nedenle geçmişin az sancılı geçmesi gerekiyor. Ancak günümüz koşullarında özellikle de bir savaş ortamında yaşarken, hem de daha geçmiş ile hiçbir şekilde yüzleşmeden, yeni sancılar eklenirken belleğimize bizler için durum oldukça zor görünüyor. Mungan’ın şu dizelerinde de hatırlatıldığı gibi: “Bazı hâtıralar kurumuş nehir yataklarıdır, susuz ama hâlâ orada.” Evet, bazı geçmişler geçmiyor ve insan, bu geçmişlerin geçemeyişinde, belleğin acılı karanlığında bir yaşama mahkûm oluyor. Çünkü şiirde de işaret edildiği gibi; kurusa bile nehir, susuz da olsa yerini koruyor.

Mungan’ın Solak Defterler'in de çocukluk ve bellek ilişkisinin de ayrı bir yeri var. Çocukluk insan belleğinin en berrak dönemi olarak tanımlanabilir. Çünkü çocuk, bize çizilen zaman çizgisinin dışında kovalar yaşamı. Onun zamanı ile saatin tik takları arasında bir ilişkisizlik durumu vardır. Çocuk için zamanın döngüsü oyunla ölçülür bile diyebiliriz. Oyuna başlanan an ve oyunu bitiren, şimdilerde çok sık rastlanmasa bile anne sesi, işte çocuk zamanının sınır ölçüsü. İşte Mungan şiirlerinde bu konuyla ilgili göstergelerden de yararlanılmış. “Hadi!” adlı şiirin şu dizelerinde olduğu gibi:

“Denize gidelim mi deyince bir çocuk

Sesinin bütün tazeliğiyle

Birden içimde eski bir yaz söküldü

Geçmişte unuttuğu ne varsa

Sanki hepsini hatırlar insan

Böyle anlarda aynı arzuyla

Bir çocuğun sesinin hatırlattığı

Yarım kalmış bir yaz mevsimi

Tamamlar gibi yıllar sonra

Denize gidelim hadi, dedim

Albümdeki fotoğrafa”

Bu şiirin başlığındaki “hadi”nin, çocukluk zamanını çok iyi anlattığı kanısındayım. Çocuğun zamanı; kayıtsızdır, hesapsızdır, çizgiye hapsolmuş büyükler için hâttâ saygısızca olarak bile adlandırılabilir. İnsanın belki de en kaygısız dönemidir çocukluk ve bu nedenle insan belleği çocukluğun çağrıştırdığı anlara koşarak gider. Çünkü yine Mungan’ın “Yılları Tanıdıkça” şiirinde belirteceği gibidir durum:

“Hatıradan fazlası saklıdır

Eskimeye bırakılmış yılların penceresinde

Ne kadar durup baksan da dışarı

Bilirsin,

Kar çocukken yağar”

Beatriz Sarlo Geçmiş Zaman adlı kitabında şöyle bir değerlendirme yapar: “Geçmiş kamusal ya da özel kararların ötesinde, kolay kolay baş edilemez bir şey içerir. Bu şey, her neyse, psikoloji, entelektüel ya da ahlâki pataloji tarafından bastırılabilir yalnızca, ama hep oradadır, uzak ve yakındır; en beklenmedik anlarda boy gösteren bir anı, hatırlanamayan ya da hatırlanmak istenmeyen bir olayı sarmalayan sinsi bir bulut gibi bugünün peşini bırakmaz.” (age. s. 9)

Geçmiş gerçekten de sinsi bir bulut gibi peşimizi bırakmaz. Ve sanırım bellek insan iradesinin en yetersiz kaldığı durum olarak da çıkar karşımıza hatırlamak istemediğimiz onca şey vardır ama Sarlo’nun da belirttiği gibi beklenmedik anda hatırlanmak istenmeyen, kaçılan, baskılanan şey beliriverir yaşamımızın bir yerinde. O nedenle insan türü için olaylar yaşayıp geçilmiş olmaz. Yaşarsın, devam edersin ama bir yanın orada kalır. Uzaklaşsa bile bir çağrışım onu yanı başınızda kılıverir. Coğrafyamızın acı yüklü belleğiyle yaşamaya çalışan bizler o nedenle unutamayan bir tür olmanın da getirisiyle, bize bırakılan ve bıraktığımız kötü geçmişle yaşamaya hapsedilmiş mahkûmlar olarak, anımsamak istemediğimiz tanıklıkların gölgesinde var olabileceğiz ancak, Solak Defterler kitabının “Hatıra” şiirinin de anımsattığı gibi:

“Dicle’nin Fırat’ın hatırası yıkıyor

Ölülerimizi

Dağlarda bıraktığımız ölülerimizi

Bir zamanlar gördüklerimizin

Hatırasıyla ölürüz

Onlarla birlikte yeniden gömülürüz

Kanınızda öldürdüklerinizin kanı,

Toprağa kadar akar

Dicle’nin, Fırat’ın hatırası

Ardınız sıra”

Bellek denilince ilişkisi kurulabilecek bir diğer şey de fotoğraflardır. Fotoğraflar dondurulmuş insan anlarıdır belki de ve bu nedenle insanın hatıralarının ve geçmişinin önemli bir parçasını oluştururlar. İnsan bir fotoğrafına baktığında aslında orada sadece o ânı görmez, sıradan bir insanla fotoğrafın öznesinin bakışı arasında bir fark vardır. Çünkü fotoğraf ânının sahibi o zamanın öncesini ve sonrasını bilir, mutlu olup olmadığını, o fotoğrafta zoraki olarak bulunup bulunmadığının farkındadır. Ve onun o âna bakışı bellektir, yaralı veya neşeli bir geçmiş izidir. Mungan zamanın fotoğraf anlarına da gönderme yapmış şiirlerinde ve zaman ile fotoğraf arasındaki an ilişkisini “İpek ve Bakır” şiirinde şöyle ifade etmiş;

“İpek an

İpekten an

İpek bir an

Fotoğraflandığında

Bakır tutan yüzey

Donup kalan

Birdenbire her şey zaman”

Murathan Mungan’ın Solak Defterler kitabının tek imgesi zaman değil elbette: doğa, aşk, dünyanın sıkıntısı, gündelikler, insanlar, anlar, hayvanlar, ağaçlar ve daha pek çok şey ancak bana kalırsa zaman ve bellek kitabı bütünleyen bir imge olarak çıkıyor karşımıza. Bu günün dünü, dünün yarını kısaca insanın asla kurtulamayacağı zamanın ve belleğin yükü.

Devamını görmek için bkz.

Kahraman Çayırlı, "Bir çeşit siyah şarkı: 'Solak Defterler'", Taraf Gazetesi, 13 Nisan 2016

Elma bahçelerinden, ip atlamalardan, yaralı trenlerden, kör çiçeklerden, Oidipus’un emanetlerinden, yaş farklarından müteşekkil bir evren. Yalnızlıklar, yaşlanmalar, hüzünler, ruhi yaralanmalar, gençliğe özlem, yıllarla açılıyor da Cizre’ye yakın kapanıyor. Murathan Mungan’ın yeni şiir kitabı Solak Defterler. Bir tür karaduygun ritm akıyor şiirlerinde. Bir çeşit siyah şarkı. Sirkin boyası akıyor, lunaparkın ışıkları sönüyor. Yine çok fena ediyor Mungan’ın şiirleri. Okuyup da kayıtsız kalamıyorsunuz asla.

Göç artığı kuşlardan, dut karalarından, günübirlik kargolardan, çöllerden, haritalardan, erken ölen şairlerin mezarlıklarına. Cıngıl sağırı olmuş kulaklara. Mungan’ın şiirleri fena çarpıyor. Alıyor okuru da kendi aynasında hırpalatıyor. Naif yollardan, şahane detaylardan güçlenen şiirleri okuru alıyor da yerden yere vuruyor.

Aşk İkilemeleri kısmı (defteri) ayrıca güzel. Ne diyeyim? Yer yer bunca felsefi olan bu şiirler nasıl oluyor da bu kadar akıcı ve aynı zamanda da bir tür arabesk oluşturuyor? Aslında tam olarak Sezen Aksu şarkıları gibi.

Kitabın tasarımı, küçük defterlerden oluşan bir akordeona benziyor [tasarım Hakkı Mısırlıoğlu]. Birbirine ardışık on defter…

Bu arada Solak Defterler'i asla tek başına almayın. Daha önce okumadıysanız Yaz Sinemaları ve Metal ile. Ya da Kum Saati ve Omayra ile. Ya da Eski 45’likler ve Timsah Sokak Şiirleri ile. Mungan’ın bu kitabı hazırlarken tamamen biten 46 şiiri yırtıp çöpe attığını hatırlatalım.

Solak Defterler'i muhakkak okuyun isterim. Deyince eksik kalıyor bana göre. Okunması elzem. Muhakkak okunmalı. Muhakkak.

Devamını görmek için bkz.

Aynur Kulak, "Murathan Mungan’dan Solak Defterler", Kitapeki.com, 20 Nisan 2016

Bir şiir kitabıyla girdim eve. Çantamı bıraktım, pardesümü çıkardım şiir kitabı hala elimde. Sol elime uzağım. Halbuki şiirler sol elimde. Sol ile Sağ elimin arasında Solak Defterler.

Aradan zaman geçti…

Nasıl başlasam diye düşünüyorum hala. Bir şiir kitabıyla girince eve niye böyle oluyorum? Sol tarafıma koyuyorum Solak Defterler’i, ilk sayfayı açıyorum.

Sahi, yalnızlık da olmasa

n’apardım ben?

Murathan Mungan’ın mısraları. Kendimi yalnız hissetmediğim nadir bir an’dayım. Şaire sormak hakkım; şimdi ben ne yapayım?

Ancak bir şair yalnızlığımı elimden alabilirdi zaten ve birbirine bitişen on defter. Fakat bu defterler bana ne yapacağımı da mutlaka söyler. Sayfaları çeviriyorum, birbirine bitiştirilmiş defterleri de. Okurken duruyorum. Okuduktan sonra duruyorum. Solak Defterler’i okumam ne kadar sürer?

İpek an

İpekten an

İpek bir an

Fotoğraflığında

Bakır tutan yüzey

Donup kalan

Birdenbire her şey zaman!

Altı yıl, altı yıl sonra yeniden Murathan Mungan. Kırk altı şiiri yırtıp çöpe atan ve dahi, hemen ardından defterlerini birbirine tutturan, okuyucuyla paylaşan. Ellerimin arasında bir akordeon gibi açılan, sanki müziğin eşlik ettiği, uzun uzadıya zamanımız varmış hissi veren kusursuz bir tasarım değil mi içinde bulunduğumuz zaman?

Zamana yükünü yayarak hafifler

Sessizliği kullanma bilgisi

Anların ölçümüyle işleyen zaman

Sol elimle yazmaya çalıştım bir defterime: Tutturmuş gidiyor şair ‘zaman’ diye diye… Murathan’ın zamanı bu; üstüne kata kata gittiği, sağalttığı, iyileştirmeye çalıştığı, kabullenmeye uğraştığı; bir zaman var, zaman var daha, geçen zamanı değerlendiren bir Murathan var, gelecek zamana hazırlanan ve dahi şimdiki zaman da var diyen; diye diye yazan bir şair var.

Akşam inebilir (bir tahmin)

Rüzgar çıktı

Akşam artık inebilir (birazdan)

İç – dışı zamanın; içi – dışı insanın, şairin iç güdüsü. Sol yanımda hala bu defter; sayfaları çevirdikçe, akordeon gibi uzanan, sayfalarca ve sayfalarca sürüp giden şairin göçü ve gücü Solak Defterler.

İçgüdümün gücü

içimin gücü

dış mihraklar karşısında

içimin göçü

göçüğü

dış işlerimin

görünmez gündeliği

gömülü dilin,

Aşk’a geçelim, Aşk defterlerine. Aşk İkilemeleri. Yirmi sekiz mısradan tam on dört ikileme. Şair varken ben çekilsem ve şair varken ben aşık oluversem yeniden; hepsini yazsam alt alta, şaire yaslasam sol yanımı; Murathan hazır yazmışken sekiz mısradan on dört ikileme art arda; fırsat işte çekinmeden aşık olsam.

Aşk paganların işidir

Dininden dönmeden sevme beni

Ve nefis mi nefis bir Aşk ikilemesi Solak Defterler’in içinde

Yıldızlar kayar

Ama senin yerin değişmez, göğünde

Düşünüyorum devam etsem mi? Bıraksam burada, Solak Defterler’i alsam yanıma kendi göğüme çekilsem. Şair Murathan Mungan. Aynı şehirdeyiz, aynı çağda üstelik. Sizlerin sol yanında ne var; bunu merak etmekteyim?

Kapısız surların önünde

Kapıların açılmasını bekleyen

misiniz? Sol yanınızı bir şiir kitabından başka hiçbir şey dolduramaz. Ne yazmıştım yukarıda; aynı çağdayız bir şairle, aynı ülkedeyiz. Sizlerin sol yanında ne var; hala söylemediniz?

Çağ nerene koyuyorsun beni

Ne kadarın kaldı burada, bilmeye gideyim mi?

Düşünüyorum hangi mısrayı yazsam; zaten yazılmış olan Solak Defterler sol yanımda. Yazmış şair sol yanına yaslanarak; yüzünü, zamanın yüzünü, çağın yüzünü, aşkın yüzünü, içgüdünün yüzünü. Bir şair kime yazar? Sana mı, bana mı, kendine mi? Şair Murathan Mungan kime yazar şiirlerini, sahi?

Bir dizem olsun elinden tutmadı mı senin

Hiç mi hakkı yok akşamlarına su veren şiirlerimin

Hiç mi hakkı yok Murathan Mungan’ın üzerinizde? Solak Defterler’i alınız lütfen.

Devamını görmek için bkz.

Sinem Dönmez, "Murathan Mungan’ın aynalı dizeleri", Posta Kitap, 15 Nisan 2016

İki satırıyla hayatınızın başka bir yerine ışınlıyor sizi Murathan Mungan. Çöllerden geçiriyor, bulutları üzerinize yağdırıyor, güneşten söz ederken oturduğunuz yerde gözünüz kamaşıyor. Dizelerinin arasında sanki aynalar var, kendinize baktırtıyor.

Solak Defterler, önce tasarımıyla vuruyor. Siyah beyaz alacalı, yazarların taslak defteri kapaklarının aynısı kapağı. Birbirine akordeon misali bağlanan ince defterlerden oluşuyor kitap ve kedi merdiveni yapmış gibi bir neşeye gark ediyor insanı. Tekrar üst üste geldiklerinde yeniden ciddileşiyorsunuz ve macera başlıyor. Kitabın sunuş metninde Murathan Mungan şöyle yazmış: ”Pek çok yeni şiirimin yanı sıra, eski tarihli ama gün ışığına çıkmamış şiirlerimin de yer aldığı, kendi içinde bölümlenmiş bir toplam. Zamana yayılan defterlerin hem kendi içinde hem birbirlerine bağlandıkları yerdeki köprü ayağı... Farklı yıldızların aynı yörüngede döndükleri bir gökada."

İlk defter, "Unvan Sayfası" ile buyur ediyor sizi dünyasına Mungan, Aralık 2009 imzalı dizelerinde diyor ki, “Sahi, yalnızlık da olmasa n’apardım ben?”. "Unvan Sayfası"nı "Pikabın Kolu", "Kayıp Künyeler", "Vaatler ve Vadeler", "Aşk İkilemeleri", "Uyku Otları", "Dişbudaklar", "Yakındivan", "Divan-ı Harp Şiirleri" ve "Azap Kâğıdı" izliyor. Mevsimleri, çocuklukları, çölleri, meyveleri, aşkları ve yalnızlıkları anlatıyor, diz dize oturuyoruz sanki Mungan’la.

Murathan Mungan bu şiirleri 1991’den beri biriktirmiş. Solak Defterler’de Mungan’ın daha önce Varlık, Nokta, Sözcükler, kitap-lık, Mühür, Fotoğraf, yasakmeyve dergilerinde yayımlanmış şiirleri de var ancak çoğu ilk kez okur karşısına çıkan şiirler. Ki tuhaf bir şekilde bunların saklandığının ayırdına varıyor insan. Bazısı kısacık, yalınlığıyla sizi çarpıveren şiirler. Kendisi ne derdi bilmiyorum ama çoğu zaman kendimi Mungan’ın evinde, defterinin arasında hissettim gerçekten. Neredeyse gizli, tanık olmamın uygun kaçmadığı bir özel alana girmiş gibi. Belki de kendisinin de bu defterleri yayımlarken arzusu budur, bilemiyorum. Yıllar içinde geri dönüp tamamladığı şiirlerin arasında gezinirken omzunun üzerinden bakıyormuş hissine kapılmamak elde değil.

İki dilli acılar...

Ülkenin acılarından bağımsız düşünülemez Mungan’ın şiiri ya, "Divan-ı Harp Şiirleri" ve "Azap Kağıdı" defterlerinde yere indiğimizi anlıyoruz daha epigrafta. Sahiden tüm defterleri kat ederken son düzlükte gerçeklerden kaçamıyoruz artık. İki dilli acılardan söz ediyor Mungan, kanlı gömlekler ve kanlı topraklardan. Tanığı olduğumuz şiddetin hep orada olduğunu anımsatıyor 1999’da yazdığı Berivan / Hangi köy senindi, şimdi hangi duman? şiiriyle başlayan defterlerde. Sonunda "Beyan" adını verdiği şiirinde bu kez doğrudan gözlerimizin içine bakarak konuşuyor Mungan bizimle. Adalet merhamet şefkat / Dünyanın düşürdüklerini toplarım Kimsenin hakkı kimseye geçmez / benim şiirimde diyerek bizi kendisiyle yeniden tanıştırıyor.

Murathan Mungan kitaplığımızda bulunsun ve mümkünse hep yanımızda gezdirelim diye armağan etmiş bu şiirleri. Tekrar tekrar okunası, dönüp dönüp başka şey düşündüren dizeleri. Kıyabilsem, kesip defterlerin bazısını cüzdanımda taşırdım. Sırf Hakkı Mısırlıoğlu’nun nefis tasarımı için bile kaçırmamalı.

Devamını görmek için bkz.

Halim Şafak, "Solak Defterler ya da Yeni Ay Eski Çağ", Evrensel Kültür, Mayıs 2016

Geçmişin söz konusu olduğu ve belirleme yeteneğini asıl kullanmaya başladığı zaman bugündür. Geçmiş bugün ve onun üstünden yapılacak bütün gelecek tartışmalarında söz sahibidir. Bu dediğimiz insan hayatının geçmişini bugünde değerlendirme konusu etmesi ve bunu yaşama imkânı haline getirmesiyle yakından ilgisi vardır.

Ne var ki geçmiş kendisinden arzu ettiğimiz sonucu çıkarmamıza razılık göstermeyebilir. Başka bir deyişle geçmiş bugünde yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuzu değerlendirmeye katkıda bulunduğu kadar hatırımızda tutmamızdan dolayı bugün karşısında yalnız kalmamızın ve bu yalnızlığı bugüne dönük de bir tartışmaya ve karşı çıkmaya döndürmemizin de nedenidir. Çünkü geçmiş yaşanan acılara rağmen bugün ve onu belirleyen otorite karşısında çoğu zaman insani olanı ve asıl yaşadıklarımızı temsil eder.

Bu noktada geçmişi biz ve bizden önceki kuşaklar için bugünden kaynaklanan ya da ancak bugünde yapılması mümkün bir yaşlılık tartışması olarak da görebiliriz. Çünkü yaşlılık gündelik hayatla arasına koyduğu mesafeye bağlı olarak çoğu şeyi ruhsallaştırırken başka bir deyişle yaşamayı bir yanıyla ruhsal olanla açıklamaya yeltenirken asıl ilişki kurduğu da hatırladığımızdır yani geçmiştir.

Ne var ki bizim ve benzer dünyaların geçmişi bizim onu ihtiyatla romantikleştirme ve iyi hatırlama arzumuza rağmen öyle değillerdir. Özellikle ulusçuluğunu otorite olarak aynı o dünyaya dayatmış hatta bu dayatmayı şiddetle gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeyi sürdüren dünyaların bireysel ya da toplumsal geçmişi/tarihi bu yüzden bugünle kendinyle olduğu gibi ancak karşılık temelinde bir ilişki kurmamıza ve bağ oluşturmamıza izin verirler.

Buysa çocukluğumuzu ve ilkgençliğimizi bütün naifliğine rağmen bunun içinde ele almamızın nedenlerinin başında gelir. Hele Murathan Mungan gibi çocukluğunu ve gençliğinin bir bölümünü Mardin’de yaşamış biri için daha fazla hatırlama ve daha fazla çatışma anlamına gelmesi mümkündür. Hatta bugün hayatın doğusunda olup bitenler düşünüldüğünde bu çatışmanın can havliyle ancak yapılacağı söylenmelidir.

Murathan Mungan’ın Solak Defterler'i belirtmeye çalıştığım bir geçmiş ve bugünü aynı düzlemde söz konusu eden bölüm olarak da kabul edebileceğimiz defterlerden oluşuyor.

Murathan Mungan’ın baştan beri Mardin’i ve etrafını genel bir ifadeyle doğuyu hem çocukluğunun ve ilkgençliğinin yaşandığı şehir ve mekân hem de kültürel bir olgu olarak söz konusu ettiğini biliyoruz. Hatta bu durum onun yapıtlarında söz konusu kültürel geçmişi bütün izleklerle ilişki kurmakta zorluk çekmeyen, onlarla birlikte olabilen ve ihtiyaç kabul ettiği ölçüde belirleyen bir olgu olarak ortaya çıkar.

Solak Defterler’i bu dediğimizin izin sürdüren bu yüzden de bugün meselesi olan şiirlerin oluşturduğu söylenebilir. Hatta söz konusu ettiğimiz şiir olmasına rağmen geçmişten kalkınan bir bugün değerlendirmesinin bünyesinde düşünce temelli tarihsel saptamalar olduğu muhakkak belirtilmelidir. Çocukluk, ilkgençlik, aşklar, hayatın doğusuyla otoritenin şiddet temelli ilişkisi ve bunların hepsinin bugünü belirleyen sonuçları izlek olmaktan çok hayati sorun ve olgular olarak şiirleri oluşturmaktadır.

Solak Defterler, "Unvan Sayfası", "Pikabın Kolu", "Kayıp Künyeler", "Vaatler ve Vadeler", "Aşk İkilemleri", "Uyku Otları", "Dişbudaklar", "Yakındivan", "Divan-ı Harp Şiirleri", "Azap Kâğıdı" başlıklı on defterden oluşuyor. Bu defterleri ayrı birer kitap kadar tek bir şiirin bölümleri olarak da değerlendirebiliriz.

Defterler ayrı ayrı ve birlikte Murathan Mungan’ın bugüne kadar dert ettiklerinin bugünde ne anlama geldiği cinsinden bir tartışmaya da izin veriyor. İzlek ya da öncelik olarak kabul edebilecek olduğumuz kimi duygu ve değerlerinin geçmiş ve bugün karşısına geçirdiği dönüşüm ve olduğu haller bir yanıyla devleti ya da otoriteyi onun yine iki yanlı olarak ölen/öldüren, öldüren/ölen olarak kendine dâhil ederek daha çok bugüne karşı çıkmaya çağıran bir değerlendirme haline geliyor.

Her türden tartışma ve değerlendirme birey ya da şair için yalnızlığa çıkıyor olacak ki defterler “Sahi, yalnızlık da olmasa/ n’apardım ben?” dizeleriyle başlıyor. Söz konusu dizelerden şairin insanın yaşamak istediği yalnızlığın çıkış noktası olduğunu anlıyoruz. Ne var ki günümüz dünyasında yalnızlığın artık başta yüklendiği anlamları korumakta zorluk çektiğini hatta yalnızlık dediğimiz şeyin gerçekten yalnızlık olup olmadığının bilinmediğini en azından bunun tartışmalı olduğunu biliyoruz.

Murathan Mungan’ın büyük ölçüde başta öz konusu ettiğimiz yalnızlıkta direttiğini ve yalnızlıktan onu anladığını yazabiliriz. Kaldı ki söz konusu yalnızlık çocukluğun ve ilkgençliğin yani geçmişin imge olarak ya da değil hatırlandığı, hatırda tutulduğu düzlemdir, yaşadığı yerdir. Bu haliyle geçmiş aynı zamanda doğaya dönük bir çağrı olarak da okunabilir. “-Yeniden insan oluyorum sanki/ doğayla her konuştuğumuzda” ,” Doğa kendi yazar şiirini aldırışsız” dizeleri en çok bunu söylemeye çalışır. Geçmiş büyük ölçüde doğanın tarafında olduğumuz zamandır. Buysa Murathan Mungan için onu özlemek kadar bugünü tartışmak anlamına gelir ve bunların hepsi hayattır, hayatı yaşama ve anlama ve anlatma arzusudur. Bugün ise “Bir hayvan boğazlanırken/kanlar içinde kalır melekler/görünen mezbahalarda/görünmeyen melekler”.

Yalnızlık ise nice aşkın eskittiği ütüsüz gömleği çoktan giyinmiştir. Çünkü yalnızlık en çok da aşkı hatırlattığı için önemlidir. Hayat dediğimiz şey arkasına dönük baktığında en çok da çocukluktan sonra yaşadığı aşkları görür. Aşkın ya da aşkların geride tek bir şey vardır o da yalnızlıktır. Çünkü bitmemiş aşk her halde yoktur. Ne var ki hatırlıyor olmak bugünde yaşama arzusunu kışkırttığı tartışmalı olsa da bireyin tek yaşama biçime haline getirdiği yalnızlığın içinde yine yalnızlıkla ve kendiyle, kendi başına yaşamayı şehvetli hale getirir. Ama bu yalnızlığın aynı zamanda kapatıldığımız bir dünya olduğunu da ne yazık ki biliriz. Buysa kapatılma mekânlarından oluşan bir dünyada bireyin kendini tuttuğu ya da kapattığı bir izlektir ondan çok yaşama biçimidir.

Solak Defterler söz konusu ettiği çocukluğa, ilkgençliğe rağmen bugün tartışmasıdır ve bugün dünya kadar içerenden oluşur. “Bir zulümden diğerine/Gerilmiş mahyasında/Dininiz, diliniz, tarihiniz…/…zamanından geçişiniz” Aslında tarih kendini tartışmaya açarken derdi bugünün tarih olmasına izin vermemektir. Bugünün bizi ezip geçen bir şey olmamasına onu tarih etmemekle ancak direnebiliriz. Ne var ki tarihte ve bugünde yaşadıklarımızın daha çok bunun tersi olduğu acıyla da olsa belirtilmelidir. “Divan-ı Harp Şiirleri” defterinin ilk sayfasının “Benim için burada epigrafı düştü tarihin: Cizre’den önce Cizre’den sonra” dizeleri ile açılması da bundandır. Acı olan “bir zamanlar öldürdüklerimizin/hatırasıyla ölürüz/ onlarla birlikte yeniden” gömülecek olmamızdır.

Ama aynı tarih geleceği de şiir eder hayaller: “ yıldızlar doğuda ölür/ışık olarak dönerler toprağa/ ölülerinden koskoca halk yaratanlar/ bir gün sınırlar aşılacak/ aşiretler, töreler, uluslar,/devletler, bayraklar, kahramanlar/ölüler de aşılacak bir gün/çırılçıplak kalacağız artık herkesin olan dünyanın sabahında/bir zamanlar yıldızlar gibi öldüğümüz gövdeler yapraklanırken/ aynı toprağa iki ayrı dilde vatan diyenler/buluşacaklar yanı toprağın altında”

Solak Defterler sonuç olarak Murathan Mungan’ın çocukluğundan, ilkgençliğine ordan bugüne bireyliğinin kapladığı ve ilgilendiği, yaşadığı oldukça geniş alanla birlikte, birlikte yaşıyor olmanın, yaşamanın ya da yaşayabilmenin ve birlikte ancak böyle yaşayabiliyoruzun tartışmasını da yapıyor. Bunu yaparken de çıkış noktası olarak tek insani olanı alıyor. Bir bakıma otoritenin dünyaya saldırısına karşı insani olanı kalkan ediyor, onunla direniyor. “Dil ayrı aynı ağrı” dizesi tam da bu dediğimizi çaresizce ama can havliyle bir kez daha söylemiş ve belirtmiş oluyor. Öyleyse “vatan ölü toprak, vatan ölü beden, vatan ölü tarih” anlamına gelirken “ve kimseye kardeş değilken hayat” dilin bu ayrılığı ve onun acısını ifade etmeye çalışmaktan başka derdi de acısı yoktur ve olmamalıdır.

Murathan Mungan’ın meramı ise baştan beri tektir: “ kalbimi oku ey okur/ bir bunu derim sana Solak Defterler'in özü ise bellidir: “her şey kelimelerden yontulmuştur”.

Murathan Mungan’ın şiiri yeryüzü ağrısıdır ve ölenlerin hayatta olduğunu geride kalanlara yani yaşamakta olanlara bildirir.

Devamını görmek için bkz.

Orhan Kahyaoğlu, "Murathan Mungan şiiri: Kendini yenilemekten vazgeçmeyen şiir", K24, 16 Mart 2017

Murathan Mungan’ın 2016 yılında iki şiir kitabı yayımlandı. Bunlardan ilki olan Solak Defterler, uzun bir aradan sonra yeni bir yapıt olarak karşımıza çıktı. Şair, 2010 yılına kadar yirmi şiir kitabı yayınlayarak alışılmışın dışında bir üretim temposunu sembolize ediyordu. Modern Türkçe şiirde örneğine çok az, hatta hiç rastlanmayan bir durumdu. Mungan, bu yoğunluğa rağmen, apayrı şiir kollarında özgürce yol alabilmiş çok katmanlı şiiriyle okuru sıkça şaşırtan ve heyecanlandıran bir şairdi. Estetik kaygı ve avangart dilsel arayışlarıyla şiirseverleri farklı düşünce ve duygu zeminlerine çekmeyi başarabiliyordu. 2010 yılında yayınladığı iki şiir kitabından sonra, altı yıl yeni bir şiir kitabının çıkmaması oldukça özel bir durumdu. Mungan, aynı zamanda edebiyatın hemen her dalında düzeyli ürünler veren bir sanatçı da. Ama şiir, şairin ürün verdiği diğer edebiyat dalları içinde en özel konuma sahip. Solak Defterler bu bağlamda, uzun bir aranın son cümlesi durumunda. Kitabın görece geç yayımlanması, şiir üretim temposunun düştüğü anlamına pek gelmiyor. Her şiirinin altında yazıldığı tarihleri de görünce, bu kitaptaki şiirlerin büyük çoğunluğunun 2008 sonrası yazılmış olduğunu tespit edebiliyoruz. Ağırlıksa, 2010 yani son şiir kitaplarının ardından çalışılan, kaleme alınan şiirler. 2016’nın sonlarına doğruysa şairin bir de, aşk şiirlerini odak alan bir seçme şiirler kitabıyla karşılaşıldı: Aşk İçin Ne Yazdıysam. Çok özel bir derleme kitap bu. Çünkü, Mungan’ın şiirini ayırıcı kılan en önemli özelliklerden biri, cinsiyetçi ideolojinin kural ve kurumlarına karşı radikal bir tavrı sembolize etmesi. Dolayısıyla da Mungan’ın “aşk”ı, Türkçe şiirde bambaşka bir duyarlılığı temsil eder. Bu ilginç, çok katmanlı şiirin içinde bu duyguyu devamlı ve incelikli bir duyarlılıkla yazdıklarına taşımıştı. Cinsiyetçi ideolojiye karşı duran bir dil ve söylemi şiirlerine farklı kapalılıklarda taşıyan şairlerimize tabii ki rastlandı. Ama, Murathan Mungan, bu radikal tavrı tüm hakikiliğiyle, açıklılığıyla şiirinin parçası kılmış belki ilk Türkiyeli şair. Bu tutum, politik bir özenle de şiirlerine taşınmıştı. Bu tavır onun her aşk şiirine tabii ki aynı oranda yansımadı. Şairin, politik olmaktan çok lirik yanının fazlasıyla ön planda olduğu çok sayıda etkili şiiri de var. Yani, bilinen politik yönsemelerden uzak, ama geliştirdiği tavırla her şiirseveri farklı okumalara da taşıyan aşk şiirleriydi bunlar. Şair, buradan hareketle Aşk İçin Ne Yazdıysam kitabında altmış bir şiirini bir araya getirip, örneğine pek rastlamadığımız bir “seçme şiirler”le bizi baş başa bıraktı.

Kırk yıllık şiir serüveni

Bu yazının ana konusu değindiğimiz iki yeni kitap olsa da, Mungan’ın şiirine dair genel bir değerlendirme yapmadan bu kitaplara adım atmanın zor olacağını düşündük. 2017 yılına girmemiz dolayısıyla, Mungan’ın kırk yıllık şiir serüveni üzerine birkaç tespitte bulunmakla başlamanın doğru olacağına inandık. Evet, öncelikli olarak Mungan’ı bir 1980’li yıllar şairi olarak konumlamak mümkün. 1970’lerin sonlarına doğru şiirleri yayınlanmaya başlasa da, asıl açılımını 1980’lerden sonra geliştirdiği söylenebilir. Bu on yıl, yakın geçmişine oranla birbirinden çok farklı şiir eğilimlerinin ön plana çıktığı, poetik sorunun politik tavırlara oranla daha belirgin olduğu bir zaman dilimidir. Modern gelenekten, modernist açılımlara çok değişik şiir çizgilerinin kesiştiği bir süreçtir. Toplumsalcı şiir geniş ölçüde geri plana çekilirken, estetik kaygılar, şiir içi sorunlar daha çok gündem oluşturmaya başlamıştır. 1970’li yıllarda yazılan şiirden köklü bir kopuşun yaşandığını söylemek doğru bir tespit olmayabilir. Eski on yılda da gelenekle köprüler kurmuş, şiiriyle modernist uğraşlar veren şairler bulunmaktadır. Farklı olan bu dar açılımın, sonraki on yıl büyük bir yönelime dönüşmesidir.

Mungan ve şiiri daha 80’li yıllarda, üstünde durduğumuz eğilimlerin hiç birine tam olarak eklemlenemeyen bir özelliğe sahipti. Tekil ve çok farklı edebî özellikler taşıyan bir şiirdi bu. Geleneği simgeleyen divan ve halk şiirinden, modernist şiir tavırlarına kadar uzanabilen geniş bir şiir yelpazesini içinde barındırmaktadır. Kendine özgü bir kaynaşım şiirinin izini sürmektedir. Dönemin baskıcı siyasal ortamı, tüketim kültürüne atılan küçük adımlar, sahte bireyselliği çokça ön plana çıkarırken, 1980’ler şiiri de bu durumdan payını almaktadır. Bu pozisyonun dışında durabilen şiir ve şairler tabii ki bulunmaktadır. Ama, Mungan’ın yazdığı şiir bu bağlamda özgün bir bireysel tavrı içinde barındırmaktadır. Tarih, siyaset, ve mitologyanın yanında yeni bireyselleşme sürecinin kentli insan ve ilişkilerine taşıdığı sorunlar da kıyasıya şiirlerinin bir parçası olmuştur. Bireyin bu dönemle birlikte gün yüzüne çıkmaya başlayan kendi ile öteki arasındaki gerilimi belki de en çok Mungan’ın şiirinde belirginleşmeye başlamıştır. Yeni ve farklı biçimde zuhur etmeye başlayan yalnızlık ve yabancılaşma duyguları bireyin ‘kendi’yle olan hesaplaşmasını derinleştirirken, bu duygu durumu Mungan şiirinde derinden derine varoluşunu sürdürmeye başlamıştır. Buna koşut olarak, şairin egemen cinsiyetçi söylemle olan bireysel mücadelesi de alttan alta bu şiirin bir parçası olunca, ortaya bireysel sorunsaldan toplumsal ve siyasal ilişkilere kadar uzanan geniş bir şiir vizyonu çıkmıştır.

Bu bireysel gerilim Mungan’ın şiirinde kültür ve tarihi algılayışında da özel bir önem taşır. Doğu ile Batı, gelenek ile modern kültürler arasındaki gerilimler de yalnız 1980’lerde değil, daha sonra yayınladığı birçok şiir kitabında da dikkat çeker. Örneğin geleneksel kültürden köklü bir kopuşu hiçbir zaman şiir ve yazınında merkeze almaz. Tersine geleneğin de birçok yol açıcı nitelikleri olduğunu farklı vesilelerle gündeme getirir. Gelenek, onun için geçmişi değil bugünün dinamiklerini de yansıtmaktadır. Dolayısıyla, canlı ve değişken bir kültürel kaynak olarak algılamıştır onu. Bu tavır, şairin yazdığı şiirlere de girer. Hatta bu şiirin vücudu gibidir. Çünkü, çoğu kitapta yaslandığı dil ve söyleyiş biçimlerinde, sözcük seçimlerinde bu tavrın izlerine sıkça rastlanır.

2010 yılına kadar yayımlanan çok sayıda kitabını tek başına bu küçücük tespitlerle açımlamak mümkün değil. Çok katmanlı bir şiir olmasının yanında, Mungan’ın, okuru bambaşka bir duygusal- düşünsel zemine çeken sayısız kitabı vardır. Bu şiirde maddi kaynaklar kadar, metafizik kaynaklar da özel bir öneme haizdir. Hatta çoğu kez iç içe girmişlerdir. Öte yandan maddi hayatın bireye taşıdığı çok sayıdaki toplumsal olgu şiirde insan ilişkilerine, duygu durumlarına, hatta siyasal bir tepkiciliğe bile dönüşebilmektedir. Ya da tam aksi, bu iki temel ve farklı kaynak tek tek şiirlere tüm hakikiliğiyle nüfuz etmiştir. İşin hoş ve ilginç yanı, değindiğimiz çok farklı katmanlardan özel bir şiir yatağına doğru yol alabilmesi. Alışılmış biçimiyle olmasa da her kitabın bir konsept değil ama bir tematik bütünlüğü, özel bir sorunsalı olduğu düşünülebilir. 1990’la birlikte, popüler kültürün kent hayatı ve insanı üstündeki baskınlığına koşut olarak Mungan şiiri değişir ve çeşitlenir. Ama, başta altını çizdiğimiz şiir meselesi değişmekten çok, farklı yataklara doğru akmaktadır. Örneğin varlıksal sorun alttan alta hemen tüm kitaplara yedirilmekte. Ama, Yaz Geçer veya Metal gibi kitaplarında kentli bireyin sorunları, ilişkileri ve yaşananlar daha somut karşılıklar bulabilirken; Omayra veya Erkekler İçin Divan’da şairin gizemci yanı da billurlaşabilmektedir. Bu bağlamda, aslında her kitabın farklı serüvenleri vardır. Ama, ilginç olan nokta, bazı kitapların modernist bir şiir tavrıyla yazılması, bir kısmınınsa divan şiirinin üslup ve söyleyişlerine yakın olmasıdır. Bir kitabında şairin Ortadoğulu yanı, estetik arayışları öne çıkabilirken, bir başka örnekte kıyasıya kentin kozmopolitliğinin birey üzerindeki kuşatıcılığı belirginleşmektedir.

Tüm bu dilsel ve düşünsel çeşitlilik, aslında kozmopolit yeni kent kültürü ve bireyinin duyguları kadar ikilemlerini, çatışkılarını da içinde barındırmaktadır. Kendi ile öteki arasındaki gerilimin, kendi olma mücadelesinin kaçınılmaz bir sonucudur bu. Mungan şiirine, uzun yıllardır gösterilen ilginin nedeni bu olsa gerektir. Her çeşit şiir okuruna dokunabilen kitaplar çıkarmıştır ortaya. Ama, Mungan, belli bir okur kitlesi olmasına rağmen, şiirsel temasal çeşitlilikten de vazgeçmeyip, örneğin “Dağ” gibi tasavvufi inanç ve değerlere de bir birey olarak nasıl sahip çıkılabileceğini sorgulamaktan vazgeçmemektedir. Yani, bugün, bilinesi politik bağlamlar içine topyekûn yerleştirilebilecek bir şiir yazmamaktadır. Ama, bazı kitaplarında bu politik duyarga çok önde ve baskın olabilmektedir. Kendine has bir ideolojik tutumu temsil ettiği söylenebilir. Ayrıcalıklı bir söylemi olduğu da açıktır. Ama, bu seçim şiirine dönüştüğünde şairin bu tavrı tüm açıklığıyla yansıttığı söylenemez. Bu da kaçınılmaz bir durumdur.

Mungan şiirindeki en önemli politik- ideolojik bağlam, şairin cinsel yönelimi ve cinsiyetçi ideolojiye karşı kitapları yoluyla verdiği mücadeledir. Bu şiirin vücudunu oluştururken ten, beden ve gövde sözcük olarak da bu tavrın temel işaretleridir. Bu tutum, şairin asıl kendi olma uğraşını imler. Ten, bir arzu nesnesi olarak Mungan şiirinin özellikli bir sembolü durumundadır. Yani ‘aşk’a şiir yoluyla bir başka tanım getirmektedir. Saklı duygu ve arzuların yeniden günyüzüne çıkması halidir bu. Dolayısıyla da Mungan şiiri deyince, özellikle de kitaplar boyu yaslandığı izlekler incelendiğinde söz konusu otorite karşıtı tutumun sayısız izdüşümüne rastlamak mümkündür. Aşk İçin Ne Yazdıysam kitabını değerlendirirken, birtakım örneklere de yönelme olanağı bulunacaktır. Ama bu ayrıcalığın Mungan şiirinin topyekûn gövdesi olmasa da, varoluş kaynaklarından biri olduğu kolayca söylenebilir.

Mungan şiirinin, daha birçok ayırıcı özelliği olduğu söylenebilir. Örneğin çoğu kitapta gizliden gizliye bir eleştirel tavır söz konusudur. Kent insanının yaşadığı paradokslar bir tek şiirde üst üste katlanarak, benzerine az rastlanan bir tepkiciliği içinde barındırabilmektedir. Ama, bunların hepsinden önemli olan nokta kullandığı dil kadar biçim ve söyleyişe benzersiz yenilikler taşıması. Bu seçim, şiirleri çok farklı ve zengin bir anlam dünyasına dönüştürür. Bu yolla şair, edebiyatın diğer dallarıyla,- örneğin öykü, oyun veya deneme- ilginç köprüler kurup kendine has bir deneycilikten de hiç kopmamıştır. Hatta “öykü şiir” diyebileceğimiz metinleriyle yer yer de olsa karşılaşılabilmektedir. Bu biçim arayışlarının şiir geleneğiyle bağlantılı olduğunu söylemek olası değildir. Bazıları “düzyazı şiir” olarak kolayca tanımlanabilir. Ama bir kısmı “şiirsel metinler” olarak da düşünülebilir. Bunlar, şairin modernist vizyonunu en çok yansıtan öğeler arasındadır. Şairin yalnızlığını, kaygılarını, çaresizliğini bu biçimsel arayışların içinde daha sık bulmak mümkündür. Sözcük seçimi ve zenginlikleriyse bu şiirin bir başka ayırıcı özelliği. 1970’ler, öz Türkçenin, yeni Türkçenin zorlanıp kutsandığı bir zaman dilimidir. Bu tutumu günümüzde de özenle sürdüren çoktur. Ama Mungan’ın eski Türkçe ya da Osmanlıcada kullanılan kelimelere tutkulu bağlılığı aslında şiirinin sesinin, tonunun zenginleşmesinde önemli bir role sahiptir. Mungan şiirinde dize veya düzyazılarındaki çağrışım zenginliği bu tutumunun kaçınılmaz sonucudur. Hatta Mungan şiirini şiir yapan önemli öğelerden biridir. Bu büyülü özellik, şiir dışı edebiyat yapıtlarının da ayırıcı özelliklerinden biri.

Mungan şiiri, çok katmanlı olması dolayısıyla, genel bir değerlendirme yapmakta bile çeşitli eksiklikleri içinde barındırmaktadır. Şair, Türkçe şiirin belki de en çok üreten şairi olduğundan üstüne analizler yapmak sayısız sıkıntıyı içinde barındırır. Her şiiri ya da her kitabı aynı coşkuyla sevmek olası değildir. Şiirler özelinde birtakım aynılaşmalara rastlamak mümkündür. Ama, tüm bunlara rağmen Mungan ayrıcalığı olan bir şiirin şairidir. Biz de bu genel girişin ardından iki yeni kitabın ayırıcı özelliklerine geçmek istiyoruz. Şiirinde bugün ulaştığı düzlemi elimizden geldiğince değerlendirmeye çalışacağız.

Mungan'ın Solak Defterler

Erkekler İçin Divan öncesi şiir yolculuğunda alttan alta işlenen lirizm ve yabancılaşma dürtüleri, 2000’li yıllardan sonra Mungan şiirinde daha belirgin olmaya başlayacaktı. Şiirinde dinginlik kadar, ruhanî bir evren yeni şiirlere yayılmaya başlayacaktı. Uzun soluklu bir süreçti bu. Bu yönelim, şairin detaylıca üstünde durduğumuz şiir tavrının yenilenmesi veya değişmesi anlamına gelmez. Genel bir portresini çizdiğimiz şiir sorunsalı değişmez, ama lirik bir duyarga epik tavrına oranla daha baskın bir özellik taşımaya başlamıştır. Düşünsel zemin, önceki kitaplara oranla daha billurlaşmaktadır. Hüzün duygusu biraz daha baskın hale gelmektedir. Ama, bu dinginlik, ben ile öteki arasındaki derin sorguyu tabii ki noktalamamakta. Şiirindeki coşkulu ritimden bir nebze de olsa geri çekilebilmektedir bu şiir. Politik tavır biraz naifleşirken bunun yerini varlıksal sorun, hatta kendine özgü bir gizemcilik daha fazla almaya başlamıştır. Bunda yaşın da önemli bir etkisi olsa gerektir. Kent insanı ve sıkça değindiğimiz bireyselleşme sorunu, şairin modern gelenekle sınırlı da olsa köprüler kurduğu izlenimini vermektedir. Bu, Mungan’ın yaş olarak da bir olgunlaşma dönemini yaşıyor olmasının kaçınılmaz bir sonucudur. Bu durum, poetik kaygılarının biraz daha baskın olmaya başladığı izlenimi vermektedir. Aslında yazılan aynı şiirdir. Ama Timsah Sokak Şiirleri ve Eteğimdeki Taşlar kitapları yine coşkulu bir politik duyargayı öne çekerken; Dağ kitabında biraz daha bilgeleşmeye başlayan bir Mungan ve şiiriyle karşılaşırız. Lirik şiirin sayısız incelikleri içinde gezinen bir Mungan ve şiiri belirginleşmektedir. Bu genel doğrular değindiğimiz kitapları topyekûn kuşatamaz. Sorunsalını değiştirmemiştir. Şairin her türden otoriteyle de olan hesaplaşmasının önünü kesmemiştir. Hatta, onun şiirindeki toplumsalcılık, içinde değişik ironiler de barındırarak varoluşunu sürdürmüştür. Kitaplarda şiir sayısının da görece çok olması bizi farklı değişkenlerle baş başa bırakmaktadır. Mungan aslında tek bir şiir yazmamakta birçok şiir yatağı şairin tek bir kitabında vücut bulabilmektedir.

Bu tempolu süreç, 2010 yılından sonra altı yıllık bir kitap aralığını beraberinde getirir. Bazı dergilerde şiirlerine rastlasak da, genel bir kanıdan çok çeşitlenmekten, zenginleşmekten vazgeçmeyen, ama içinde farklı sorular da barındıran bir beklentiyi oluşturmuştu. Solak Defterler bu sorulara önemli bir yanıt olarak karşımıza çıktı. Öncelikli olarak bu kitabın tasarımı oldukça ilginç. Sanki, birtakım küçük kitapçıklar bir araya getirilip, ana bir kitap içine yerleştirilmiş. On ara başlığı kapsayan bir yapı(t) bu. İçinde birçok eski şiir barındırsa da, ağırlıklı olarak 2008 sonrası, hatta önceki kitapların ardından yazılmış şiirler, yani son dönem şiirleri ön planda.

Solak Defterler’in içindeki her kitapçık- ara bölüm şairin birbirinden farklı şiir yönelimlerini sembolize ediyor. Bu bağlamda, çok sayıda kitabında dikkat çeken duygusal, düşünsel ve hatta poetik ortak paydanın dışında bir tutumu yansıtmakta. Belki ilk defa bu kitapta şair şiirinin farklı yüzlerini bir araya getirmiş. Yani başta vurguladığımız değişik şiir yatakları, Mungan şiirinin tümü olmasa da yeni kitapta bölümler halinde gözüküyor. Bu özellikten oldukça farklı diyebileceğimiz, şairin modern gelenek vizyonunu öne çıkartan başlıklarla da karşılaşılıyor. Önemli ortak paydaysa, tüm bu farklılıklara rağmen şairin lirikasının kitabın tümünde ön plana çıkması. Düşünceyle yoğrulmuş duygu durumları kitabı kuşatır mahiyette. Yaş ve deneyimin getirdiği dinginlik çoğu bölümde ön plana çıkmış. Şiirinde, baştan beri vurguladığımız “gerilim”ler, her bölümde olmasa da arka planda kalmış. Ben’e dair sorgu biraz daha ön plana çıkmış. Bu sürecin Mungan şiirinde yavaş geliştiğinden söz etmiştik. Solak Defterler'de bu durum daha belirgin. Aşk ve tutkuları bile bir gerilim öğesi olmaktan, politik bir tavrı simgelemekten çok yeni algı ve davranış biçimini yansıtıyor gibi.

Ama, tabii ki kentin kaosu veya “öteki”nin Mungan’ın ben’i üzerinde yarattığı baskıyı topyekûn silmiş sayılmaz. Yine birçok şiirde bu duyarganın izdüşümlerine rastlanıyor. Kitabın son iki bölümü “Divan-ı Harp Şiirleri” ve “Azap Kâğıdı”nda daha belirgin. Mungan’ın şiirinde, son dönem dikkat çekmeye başlayan “geçmişe özlem” duygusu tüm incelikleriyle yeni kitabı kuşatmış durumda. “Nostalji” kitabın baskın özeliklerinden biri. Ben’in dolayısıyla da iç yolculukların daha ağır basmasının nedeni bu olsa gerek. Ama, “nostalji” sıradan bir özlem veya duygu durumu olarak açıklanamaz. Pek çok disiplinin, hatta onu reddeden dünyanın bile içinden çıkamadığı, uzakta duramadığı bir durum. Yani, “nostalji”nin hakimiyetinin, şairin gerilimden topyekûn kurtulmasını sağlayan bir duygu durumu olduğu sanılmamalı. Dolayısıyla da, şair, bu özlemlerin izini sürerken, gündelik hayatın maddi koşullarından da topyekûn sıyrılamıyor. Nitekim bu özellik her ara başlıkta bambaşka bağlamlar içinde birtakım şiirlere sinmiş durumda.

Buradan Solak Defterler’in sayfalarındaki şiirlere adım atarsak, kitabın ilk bölümü “Unvan Sayfası” iki dizelik tek bir şiirden oluşuyor. Bu dizeler, kaçınılmaz olarak şairin yalnızlık, yabanıllık hissinin gitgide nasıl baskın bir duyguya dönüşmüş olduğunu imlerken, aslında kitabın topyekûn duygu durumunu da çıplak biçimde yansıtıyor. Kitabın, “Pikabın Kolu” başlığı altındaki şiirleriyse değindiğimiz “nostalji”nin belki de en baskın biçimde öne çıkışı anlamına gelebilir. Şair, geçmişi özlerken de içinde bir muhalif duyargayı beslemekten vazgeçmiyor. Değindiğimiz özlemleriyle direnişçi ruhunu çoğu şiirde kesiştirmeyi başarıyor. Varoluşsal sorgu, bu bağlamda şiirlere yayılmış durumda. Gündelik sıkıntı ve bunaltılar bu şiirler yoluyla bastırılmaya çalışılıyor. Bu duygusal bağlamın içinde ilginç bir çocuksuluğu da sezinlememek olası değil. Şarkılar, ezgiler, şiirlerin bazılarında duyumsanırken, nesneler yoluyla yani pikap ve pikabın kolu gibi nesnelerle geçmişe dokunuluyor ve en önemlisi de duyumsanan “plak cızıltıları”. Şairin bu geçmiş özlemiyle olan gerilimini sınırlı da olsa yansıtıyor. Sesler ve nesneler yoluyla bugün yaşanan yalnızlıklarla geçmiş arasındaki tutkulu bağı aktarıyor bizlere. Bu duygu, çaresizliği de sıkça imliyor. Çocukluk yalnız bir düşlem olmanın yanında değişik bir gizemciliği de içinde barındırıyor. Boşluk duygusu bazı şiirlere yoğun biçimde nüfuz ediyor. Metafizikle kurduğu bağ şairin özgürlükçü yanına sızdığı oranda, geçmiş kitaplara nispeten biraz farklılıklar barındıran şiirlerle tanışmamıza neden oluyor.

Az önce de vurguladığımız gibi, bu şiirin “gerilimi” yitmekten çok biçim değiştiriyor. Tabii ki şiirler yine ağırlıklı birinci tekil şahıs üzerinden yazılıyor. Yani “ben”in üstünden. Ama iç gerilim, öteki’yle olana oranla biraz daha baskın gözüküyor. Aynı durum, genel çerçevesiyle “Kayıp Künyeler” adlı bölümün şiirleri için de geçerli. Bu bölümdeki önemli ayırıcı öğe nostalji. Düş dünyasını bu şiirlerde daha imge- yoğun bir şiir yapısına büründürmeye başlamıştır. Soyutlamalar biraz daha belirginleşirken, Mungan şiirinde alttan alta hep özel bir yere sahip giz dünyası bu bölümdeki şiirlerde de ön plana çıkıyor. Aslında, Solak Defterler’in karakteristik özelliklerinden biri bu. Kendi bireyselliği üzerinden, kent hayatının karanlık, acılı ve nostaljik tablolarında bile bu giz dolu düşleme dokunmak mümkün. Şair bu bireysel kaygı ve sorgularını görece kısa şiirlere yedirmeyi başarıyor. Tam bu noktada, şu ana kadarki vurgularımızı bizce çok iyi yansıtan, bu bölüm şiirlerinden birini örnekleyelim. Bu, bizce, kitabın bile topyekûn ruhunu yansıtabilecek bir şiir:

Kör Makastar

Gündüz düşü kahini gözleri iğne deliği

teyeli sönmüş iplik izleri her baktığında

sönmemiş bir geçmişin

yamaç tutmaz yılları- yamalı ayna

endamına sır tutar, boyunca

ölçü aldığı yarım beden hayat

kaybolmuş kendi kumaşının makas yolunda

eli kör mesleği çabuk ruhu terzi

çok iyi bildiğinden iş edinmiş bilinmezi

çarşının ortasındaki tenha

(Sf. 58)

Ama, tüm bu gizemci havanın yanında – içinde sayısız insan tablolarının da toplumsal ilişkiler içinde verdiği mücadelenin izdüşümleriyle karşılaşılır. Kimlik sorgusu ve çaresizlik duygusu bazı şiirlerde tüm çarpıcılığıyla dikkat çekiyor. Hatta, nadiren de olsa varlıkla hiçlik arasında gidip gelen duygu durumları da bulunmakta bazı şiirlerde. Sanki bir bağlamda kayıp insan’a dair birçok tablo görüyoruz. ”Meslek hayatı” şiirindeyse, bu sorgunun içine poetik kaygılar da katılıyor.

Mungan şiiri, içinde yine sayısız toplumsalcı göndermeler taşısa da, farklı bir ruhaniliğe doğru kaydığının farkına varılmakta. Onun giz dünyasını alışılmış metafizik inanç sistemleri üstünden okumak ne kadar zorsa, toplumsalcı göndermelerini ayıklamak, çözebilmek o denli kolay. Okura, çok değişik bir şiir evreninin habercisi izlenimi veriyor. Mungan’ı kemiren yeni ve o denli de derinleşen bir yalnızlık dürtüsü çokça ön plana çıkıyor. Bu durum “Vaatler ve Vadiler” adlı diğer bölümdeki şiirlerde de belirleyici. Bu bölümde oluşturduğu düşlemde, sembol ve metaforların, şiirlerinde biraz daha belirginleştiğine şahit oluyoruz. Bugüne dair göndermelerden, bu bölümdeki şiirlerde Mungan daha uzak duruyor. Ama, bu ruh hallerinin içinde bile “Camaltı” adlı şiirde Ece Ayhan’a bir gönderme yapabiliyor. Bazense, örneğin “İnsan ve Mağara” adlı şiirinde “öteki” olarak kentin topyekûn ruhunu, açmazlarını bize taşıyabiliyor. Buna koşut olarak “boşluk” duygusu gitgide bu şiirde belirginleşiyor.

Şairin baştan beri öne çıkan söz konusu şiir zemini, en azından bir takım şiirlerde duygusal bir kayganlığa doğru yol alıyor. Duygu- düşünce çatışkısı biraz biçim değiştiriyor. Bu durum beyitlerden oluşan ve aşk şiirlerini kapsayan “Aşk İkilemleri” bölümünde daha billur biçimde öne çıkıyor. Ancak bizce, Solak Defterler kitabı değince okumaktan vazgeçemediğimiz “Uyku Otları” ve “Yakındivan” adlı bölümler, kitabın en güçlü, Mungan şiiri içindeyse bir bütünlük oluşturması nedeniyle “yeni” olarak da tanımlayabileceğimiz şiirler grubu. “Uyku Otları” adlı bölümde, öncelikli olarak etkili ve kuşatıcı bir bütünsellik dikkat çekiyor. Gizemcilik ve varlıksal sorunun yanında “zaman” da ana bir sorgu alanı olarak ön planda. Bu kez ontolojik olmaktan çok kozmik bir evrene de yol alma telaşında. Sanki anlam artık kıyasıya sorgulanıyor bu bölümün şiirlerinde. Yer yer zaman ile uzam arasında sıkışmış bir şiirle bile okuru karşı karşıya bırakabiliyor. Şairin doğu gizemciliğinden topyekûn kopup, kendine ait bir giz evrenini doğurma uğraşından mı söz etmeli, kestiremiyoruz. Bu, tabii ki, Mungan şiirinin sadece bir yatağı. Ama, artık ayırıcı bir özelliği işaretlediğini kolayca söylemek mümkün. Bireyin gitgide sıkışıp, aynılaşmaya doğru hızla adım attığı günümüz hayatına şiir yoluyla bir tepki izlenimi veriyor bu bölüm. Mungan şiirinin kopmaz bir parçası olan “Çöl” bile, bu bölümdeki “Serap” şiiriyle Ortadoğu coğrafyasından koparılıp, varolmanın çatısı olarak algılanabiliyor.

“Yakındivan” bölümüyse, apayrı bir şiirsel çağrışımı okurla buluşturuyor. Mungan, sanki ilk defa Türkçe şiirin modern gelenek eğilimiyle akrabalıklar oluşturma peşinde. Divan şiiriyle bu kez farklı bir köprü kurmuş. Kurduğu gizil evrenin yanında şiirde ses, ahenk ve ritmi farklı biçimler de deniyor. “Geçirgen”, “İma, imla” veya “Yüzük Taşı” gibi şiirlerde Behçet Necatigil’e şapka çıkarıp, onun şiir tavrına dokunup çekiliyor. Bu bölüm şiirlerinde kurduğu dil ve anlam dünyası, bu kez yine şiir üzerinden bir nostalji duygusunu yansıtıyor. Dil ve söyleyiş incelikleri biraz daha ön plana çıkıyor. Ama, bu arayışın içinde bile, kendine ait bir imge dünyası kurmaktan vazgeçmiyor. Kurduğu dingin şiirsel dünya içine serpiştirilmiş duygu- yoğun kesitlerde kendi ben’i ana sorgu alanı olmayı sürdürüyor. Bir yanıyla önceki bölümlere eklemlenen şiirleri içerse de, öte yandan yalnızca “Uyku Otları” adlı bölümdeki şiirlerle açık akrabalıklar kurduğu söylenebilir. Öte yandan, kitaba adını veren “Solak Defterler”in ruhu da bu bölümde “Geçirgen” şiiri içinde keşfedilmektedir. Bu şiir de alıntılamadan edemedik:

Geçirgen

/geçirgen anı/ karanlık kuvvet/ şiire katlanan yazgı/

/hangi im hangi mağarada giz beklemiş/ önce yıllar sonra

/suya vuran şiddet/

kim bilebilir ki, ilk kim

örümcek ayaklarıyla saydamı delmiş

/kendinden taşan/ takı ve tını/ sözcükler ve gerdanda/

/çoğalan derinlik/ yükte hafif pahada ağır/

/taşıl ve lirik/

Birbirine yeminli defterler kendini kilitlemiş

Kuyusu unutkan anahtarlar

/geçişlerin gizemi/ yalnızca buydu belki ermek istediğimiz/

/sessiz veriler tenha algılar dural zenginlik/

ham halini vermiş biçtiği ömre

kalmak için dolgusunu yenilemiş

taşları dinmiş takılarla

geçmiş uygarlıkları

seçmiş

nice tekrarlasan sonradan nafile

kolay kazanılmıyor benzersizlik

(Sf. 176)

Mungan’ın gelenekle kurduğu köprü 2000’li yıllara kadar daha gözle görülür bir karakterdir. Şiirindeki gerilim belirgin inceliklerle doludur. Milenyum sonrası alttan alta değişim yaşayan bu şiir, yeni kitap Solak Defterler’de tema ve izlekler açısından bir çeşitliliğe doğru yol almaktadır. Bu kitaptaki aşk şiirlerinde durumu keşfetmek daha kolay olmaktadır. Politik duyarga tekil şiirler üzerinden değil, yayvan bir biçimde bölümlerdeki şiirlere yedirilmiştir. Tek önemli istisna kitabın sonunda yer alan “Divan-ı Harp Şiirleri” ve “Azap Kâğıdı” adlı bölümlerdir. İki bölümde de, yer alan şiir sayısının azlığı öncelikle dikkat çekicidir. Yani, şairin toplumcu, politik duyarlılıklarla bezeli, gerilim yüklü şiirlerinde ciddi bir azalma vardır. Daha da önemlisi, “Divan-ı Harp”taki dokuz şiirin birçoğu, şairin 1990’ların sonu ve 2000’nin hemen eşiğinde yazılmış şiirler olmasıdır. Görece eski dönemde yazılmış şiirlerdir bunlar. Şairin şiir yataklarındaki çeşitliliği yansıtması açısından bu iki bölüm önemlidir. Ama, kitabın bölümler boyu okuru kuşatan yeni şiirinin atmosferine fazla denk gelmeyen bölümler olarak da düşünülebilir.

“Divan-ı Harp Şiirleri”nde bu bağlamda, 90’lı yılların Doğu Anadolu’sundaki savaş ve toplumsal gerilimin bazı şiirlerde gün yüzüne çıkmaktadır. Doğu’da o dönem- bu dönem yaşanan acımasız, vandal politikalara alttan alta şairin tepkileri hissedilmektedir. 1980’lerde yazdığı şiire farklı göndermeler yapılabilse de, o dönemin yarattığı giz ve gerilim ortamını bu bölümdeki şiirlerin topyekûn yansıttığı söylenemez. “Yirmi bin yıldız” adlı şiir bu bağlamda, Mungan’ın şiir estetiği ve üslubuna en yakın, çekici bir örnek durumunda. Tarih, kültür ve coğrafyanın yaşanılan acılar içinde verdiği varoluş mücadelesini sıkı bir biçimde bu şiire yedirmiştir. “Esmerliği bile” adlı şiirse, Mungan’ın yeni duyarga ve şiirsel inceliklerine en yakın duran şiirlerden biridir. Bu şiirin, 2015 yılında yazılmasını da kaydetmeden yapamıyor insan. Nâzım’a nazire yaptığı “Vatan Şiiri” adlı şiirse eski ve yeni Mungan şiirinin bir kaynaşımını işaret etmektedir.

Kitabın “Azap Kâğıdı” adlı son bölümünde, şairin toplumsal tarih ve siyasayla, farklı inceliklerle hesaplaşmasına daha çok şahit olunuyor. 1980’lerde yazdığı gerilim dolu şiirin etki alanının yanında “ben” ile “öteki” arasındaki tansiyon, örneğin “Tarihte bugün” veya “Sorudaki dağ” gibi şiirlerde ironinin yanında hep yüksek seyrediyor. Bugün, sorgulandığı kadar tiye de alınabiliyor. Ama, bunun yanında, şairin sıkça altını çizdiğimiz gizemci yönelimleri şiirin ruhuna sinmeyi sürdürüyor. Mungan’ın apayrı bir araştırma konusu olan, birtakım şairlerin dizelerini, anlam dünyasını simgeleyen dize veya çağrışımlarını, hatta Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi birtakım kitapları açık, özgür bir gönderme olarak kullanması hep dikkat çekmiştir. Örneğin, bu kitaptaki “Haraç, hayat” şiirinde Ece Ayhan’ın “kara kamu” veya “uygun adım” tamlamalarına rastlanabiliyor. Mungan’ın siyasal- toplumsal duyarlılığı içinde baştan beri pekişen isyankâr eda bazı şiirlere sinmiş. Ama, öte yandan bölümün ve kitabın son şiiri olan “Beyan”, bir yanıyla toplumsalcı ve emekten yana bir tavrı imlerken, öte yandan giz dünyasını da aynı şiire yedirebiliyor. 1980’lerin Mungan şiiriyle, son dönem yazdıkları arasında kurduğu ilginç köprüye şahit oluyor okur. “Beyan” onun şiirdeki teknik ve üslup konusundaki ustalığını da yansıtan iyi bir örnektir.

Solak Defterler’de bir diğer belirleyici nokta, şairin yazdığı şiiri devamlı sınayıp yeni yol arayışlarından, yeni dil ve söyleyiş deneyimlerinden vazgeçmemesi. Bu noktada, tek bir şiir hiç yazmadı Mungan. Farklı dilsel deneyimlere korkmadan girebilen ve ardından sayısız yeniliklere çıkabilen bir şiir portresi çizdi okurlarına. Belki de bu yüzden, yazdığı hep, merak edilen, okuru farklı okumalara doğru taşımaktan vazgeçmeyen bir şiir olmuştur. Bugün şiirinde hissedilen tüm dinginliğe rağmen, birden coşkulu, ironik şiir örnekleri de verebiliyor. Ancak, tüm bu durum, kitaptaki şiirlerin çoğunluğunun, açık bir politik- ideolojik tutumu topyekûn yansıtmadığı fikrini öne çıkarmamıza neden olabiliyor. Tabii ki son iki bölümü saymadan. Yani Mungan, artık yazının da getirdiği bir doygunlukla belki, modernist açılımlardan görece uzak duruyor. Lirik öğe belirleyici oluyor. Şiirinin olmazsa olmazı durumundaki gerilimli hava, biraz daha mistik bir kanala doğru kayıyor. Modern gelenekle modern lirikle farklı köprüler kurduğu belirginleşiyor. Ama, tüm bu tespite rağmen, Mungan şiirinin tek bir yatağa doğru kaydığını söylemek imkânsız. Bizi bambaşka bir yönelimle baş başa bırakabilir. Şair, popüler kültürün metalik hayatlarına dokunmaya devam etse de, eski anlatımcılığından gitgide uzak durmaya başlayışı da bu tespitlerimizin Solak Defterler’deki tezahürü gibi. Mungan’ın, ilk dönem şiirlerindeki farklı eleştirelliğini de elimizdeki kitabın bölümlerinde bulmak olası değil. Şair, ilk gününden beri verdiği “kendi olma mücadelesi”nde “öteki”yle olan geriliminden uzaklaştığı oranda böyle yeni bir şiirselliğe doğru yol alışını son kitabın içine taşımış, yedirmiş durumda.

“Aşk için ne yazdıysam”

2016 yılının sonuna yaklaşırken, bu kez, başta da sözünü ettiğimiz gibi değişik bir derleme çıktı karşımıza: Aşk İçin Ne Yazdıysam. Mungan’ın iktidar karşıtlığı, otoriteyle olan hesaplaşmasında cinselliğin sıkça belirleyici olduğunun altını önemle çizmiştik. Bu özellik, Mungan şiirinin karakteristik yataklarından biri olarak kolayca tanımlanabilir. Divan ve halk şiiri geleneği, masallar, halk hikayeleri ve mitleriyle de bezeli olabilen bu şiir yatağı platonik aşk kadar cinsel aşkı da içeriyor, kuşatıyor. Başta şunu söylemek gerek: bu derlemeyi daha önce değindiğimiz şiirsel katmanları öne çıkararak değerlendirmek oldukça zor. Çünkü Mungan, değindiğimiz ayrımı gözetmekten çok, kişisel- duygusal bir seçim yapıp 61 şiiri Aşk İçin Ne Yazdıysam kitabına koymuş.

Ağırlığı, kaçınılmaz olarak lirik öğelerin ön planda olduğu görece kısa şiirler almış. Çok sayıda kitabın içinden seçilen bu türden şiirlerde cinsellik bir dürtü olarak tabii ki birtakım şiirlerde hissedilip, belirginleşiyor. Düşle reel hayatın kesişme alanlarında yaşanan yalnızlıklar, ilişkisizlikler ve aşka dair özlem duygusunun baskın olduğu örnekler bunlar. Bu şiirlerin bazıları yer yer platonik aşkı imlese de, bir başka grup şiirde yaşanılan acıların, çaresizliklerin, ayrılıkların çeşitli izdüşümleriyle karşılaşılıyor. Çoğu kez öne çıkan, bu şiirlerdeki saflık, sadelik ve içtenlik duyguları. Dolayısıyla da bu şiirlerde yoğun bir imgelemden çok, şairin kırılgan duygularının şiirlere yansıyışına şahit olunuyor. Benzetme ve çokça da metaforlarla karşılaşıyoruz.

Bu kitapta, bu birinci çizginin sembolü çok sayıda dingin, iç sorgunun, değişken duygu durumlarının belirgin olduğu bir şiir yönelimi dikkat çekiyor. Ama, bu şiirlerin bir bölümünde kent, hatta metropol kültürünün yarattığı gerilimlere rastlamadığımız şiirlerle de baş başa kalınıyor. Bu türden örneklerde derin ve duygusal dokuya koşut olarak, yayvan biçimde şiire yedirilen düşünsel bir zemin de var. Aşk duygusunun saflığı, temizliği ve en çok da masumiyetini tüm içtenliğiyle okuruyla paylaşan bir Mungan tablosu çıkıyor karşımıza. Lirik şiirin çoğu karakteristik özelliği bu kitapta seçilen şiirlerin tümünde belirgin. Ama, seçilmiş bu şiirlerde gerilimin dozunun düşük olmasının yanında tutku, merak, heyecan gibi sayısız değişken şiirlerde hissediliyor. İşin ilginç ve o denli etkili yanı bu türden şiirlerin, şiir seçilen 14 kitabın çoğundan alınmasına, çok farklı zaman dilimlerinde yazılmasına rağmen aynı elden çıkmış olması. Her kitabın ana izleği, hatta teması farklı olsa bile, yazılanın aynı şiir ve yönelimi olduğunun ayrımına varılıyor. Bu şiirlerde kırılganlıklar kadar tatminsizlik ve doyumsuzluklar da ön planda. Tek fark, bu şiirlerin bir kısmında Mungan şiirinde gizemci tavrın daha hissedilir olması.

Bu ana tespit, değindiğimiz duygudaşlığın benzer şiirleri ürettiği anlamına gelmiyor. Bazı şiirlerde varlıksal sorgu ön plana çıkarken, bir kısmında romantizmin tüm hakikiliğiyle sergilendiği şiirlere rastlanabiliyor. Önemli olan yaşanılanların birbirinden farklı olduğunun hissedilmesine rağmen, ilginç bir duygudaşlığın ve yazılanın Mungan şiiri olduğunun ayrımına varılabilmesi. Örneğin şairin Oda, Poster ve Şeylerin Kederi kitabındaki “Dalgın Pencereler”le, son kitabı Solak Defterler’deki “Camaltı”nı aynı bağlamda okuyabiliyoruz. İkisinde de derin bir içliliğin ayrımına varılabiliyor. Vurgulanması gereken nokta, bu türden aşk şiirlerinde daha çok Mungan’ın yalnızlıkları, kırılganlıkları ve çaresizliklerinin derin bir içlilikle değindiğimiz örneklere taşınması. Zevkle okunan şiirler arasında “Eza”, “Limon”, “Sevgilim”, “Placebo”” veya “Bir Fincan Kahve” gibi çok sayıda şiirle karşılaşılabiliyor. İçinde bazı coşkular barındırsa da, “Bilardo Topları” gibi düzyazı şiir örneğini bile bu yönelimin içinde tutabiliyoruz.

Aşk şiiri seçmelerinden oluşan Aşk İçin Ne Yazdıysam kitabının iki ana şiir, yönelimi olarak; heyecanın, coşkunun, en çok da gerilimin tüm hakikiliğiyle hissedildiği, okunduğu şiirler grubundan söz etmek gerekiyor. Bu türden şiirlerin çoğunda değindiğimiz gerilimin temel kaynaklarından cinsel aşkın altı çizilmektedir. Gerçi bu yönelim modern Türkçe şiirde yaygın bir şiir tavrıdır. Özellikle de İkinci Yeni şiir açılımının ardından. Yalnız, cinsiyetçi ideolojiye karşı verilen hesaplaşmanın farklı izdüşümlerini Ece Ayhan’ın özellikle 1960’lı yıllarda yazdığı şiirlerde “keşfetmek” mümkündür. “Keşfetmek” diyoruz, çünkü bu yönelimi bile alışılmış “aşk şiirleri” kategorisi içinde düşünmek zordur. Kapalı ve Mungan şiirleri kadar bir gerilimi yansıtmadığı söylenebilir. Mungan, ilk defa “aşk şiirleri”ne özel bir muhalif duyarlılığı taşımıştır. Başta “ten” olmak üzere beden ve gövde çok sayıda aşk şiirinin ana sembolleri olmanın yanında, bir karşı- kültür’ü de imleyen açıklıktadır. Yani, her türden iktidarın, ama özellikle de cinsel iktidarın tüm sertliğiyle dışladığı bir cinsel tercihi yaygın biçimde aşk şiirlerinin parçası kılmayı başarmıştır.

Şairin, elimizdeki bu kitaba almadığı 1980’lerin Kum Saati’ndeki bazı şiirlerde altını çizdiğimiz cinsel gerilimin sayısız ipuçlarıyla karşılaşılıyor. Örneğin “Damalı Gîysi” adlı şiirde, “Travesti gerçekliği”nin “gayrimeşru bir görme biçimi” olduğunu imlemektedir. “Punk Lady İle Ümmisübyan” adlı şiirdeyse aşk farklı bir gerilim olarak bu uzun şiirde yerini alır. Ama, şairin en sarih ve keskin tavrı, inanılmaz bir sadelikle Yaz Geçer kitabının “Terastaki Havlu” şiirinde gün yüzüne çıkar. Bu, otoriteye somut bir karşı tavırdır. Bu tutum, ardından gelen kitaplar boyu daha özgür bir aşk şiirleri toplamını gündeme getirir. Gerçi aşk aşktır ve sorun iktidarların tarih boyu ürettiği ideolojinin, baskı aygıtının günümüzdeki tezahürüdür. Bu bağlamda, Mungan bu tür aşk şiirlerinde kendiliğinden bir politik misyon da üstlenmiştir. Bu şiirsel yönelimi birçok kitaptaki şiirde yer alır. Ama, bu kitabın ardından gelen yapıtlar arasında Omayra, Erkekler İçin Divan ve Eteğimdeki Taşlar kitaplarında söz konusu tavrın açık örneklerine rastlanabilir. Benzeri türden sayısız şiirde “ten”in ayırıcı sembollüğü dikkat çeker. Ten, sanki bir aykırılığın, yabancılaşmanın, daha çok da günah’ın karşılığı gibidir. Bu durum ve içinde yaşadığı toplumla olan hesaplaşma, aşırı bir gerilimi beraberinde getirir. Aşk, bu bağlamda bir özgürleşme duygusunun da sembolüdür.

Bu türden aşk şiirlerinde, önceki öbekten farklı olarak tarih, politika, kültür ve mitlerin önemli bir payı vardır. Hesaplaşma, yalnız “öteki”yle değil, geçmişle de yapılmaktadır. Bu apayrı bir araştırma konusudur. (Dipnot- Bu konuda ayrıntılı bilgi için, özenli bir yüksek lisans tezinden söz edilebilir. Bizim de bu bağlamda yararlandığımız bir kaynaktır bu: Fırat Caner- “Bir İdeoloji Olarak Murathan Mungan Şiiri”- Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü- Ankara- 2002) Konumuz şairin seçmeler kitabı olduğundan özel bir analize yol almak sakıncalı gelmektedir. Altı çizilmesi gereken nokta, bu türden şiirler yoluyla, şairin Türkçe şiiri inanılmaz yeni ve o denli de politik bir tavra taşımasıdır. Ama, bu tavrın gündelik politik duyarlılıkları çokça aşan, üstüne özenle “çalışılmayan” bir alan olmasıdır. Mungan söz konusu tavrın yanında ürettiği şiirlerin estetik ve poetik özeniyle de Türkçe şiirde bir açılımı temsil etmektedir.

Bu bağlam içinde Aşk İçin Ne Yazdıysam kitabına dönersek, bize çarpıcı gelen birtakım şiirleri anımsatmak gerekiyor. Bu şiirlerin hemen tümünde aşk ve yalnızlık duygularının yanında şairin şiirindeki gizemciliğini de hatırlatmadan edemeyiz. Divan şiirine yakın özelliğe sahip şiirlerde farklı bir gizemcilikle karşılaşırken, modernist bir tavrı yansıtan örneklerde de aynı türden bir gerilimle baş başa kalıyoruz. Bu durum, şairin “kendisi olma” çabasının kaçınılmaz bir parçası olarak aşk şiirlerine de sirayet etmiş durumda.

Bu bağlamda “seçme şiirler” kitabında, özellikle cinsellik ve aşkın yarattığı gerilimleri çok iyi yansıtan birçok şiir var. Bu noktada Yaz Geçer kitabındaki “Terastaki Havlu”dan daha farklı ve mistik bir örnek olarak Omayra adlı kitaba adını veren şiirin de kaçınılmaz yerini anımsatmak gerek. Erkekler İçin Divan şiir kitabıysa, bizce açık bir “bildirge” özelliği taşıyor. Tüm farklı bağlam ve kuşatıcılıklarının yanında, has bir aşk şiirleri kitabı da olan bu yapıtta “Adı Dua Olan Sevgilim”, “Gümüşali”, “İki Bıçak” veya “İklim” gibi değindiğimiz şiir tavrını özenle yansıtan şiirlerle karşılaşıyor okur. Eteğimdeki Taşlar kitabıysa, Timsah Sokak Şiirleri gibi çok sayıda aşk şiirini bu derlemeye kazandırmış. “Kan”, “Mehmet” veya “Adak” gibi şiirlerde olduğu gibi.

Bu, modernist yanı da olan şiir örneklerini tabii ki çoğaltabiliriz. Ama, bu seçmeler kitabı biraz da özel bir konsept ve seçim tavrını içerdiğinden, değindiğimiz temel iki şiir öbeğinin dışına çıkmamayı tercih ediyoruz. Yoksa, aralarında daha spesifik, değindiğimiz nitelemelere de hiç sığmayan birçok şiir olduğu düşünülebilir.

Sonuç olarak Mungan şiiri, geçen yılın şiir ortamında, üstünde durduğumuz iki kitap vesilesiyle bir gündem oluşturmaya değer. Kırk yıldır yazılmakta olan bu şiir, yalnız oluşturduğu muhalif duyarga yüzünden değil; dil, biçim ve söyleyişindeki ayırıcı özelliklerinden dolayı da hep özel bir önem taşımaktadır. Şaşırtıcı bir şiir üretkenliği vardır şairin. Bu durum ciddi bir riski içinde barındırır. Ancak, Mungan, bu riski hiç gündemine getirmeden, hem de şiirini devamlı açımlayıp yenileyerek okurlarının karşısına çıkabilmektedir. Son olarak, tekrar altını çizeceğimiz nokta, şairin yeni, dingin bir şiire, hiç ürkmeden yol alabilmesidir. Dikkatimizi çeken, bir şiir yazmaktan çok, şiir yataklarını çoğaltması, zenginleştirmesidir. Hem de sıradanlaşmaya, aynılaşmaya izin vermeyerek. Bu yüzden, özellikle yeni kitabı Solak Defterler, Mungan şiirinin farklı bir durağı olmasının yanında, şairin tümü olmasa da birçok yatağını içinde barındıran şiirlerden- bölümlerden oluşuyor. Hem de birçok defterciğin içinde.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.