Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-000-7
13x19.5 cm, 160 s.
Liste fiyatı: 17,00 TL
İndirimli fiyatı: 13,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Güne Söylediklerim
Kapak Tasarımı: Pınar Kazma
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2015

Murathan Mungan düzyazılarını bir araya getiren kitaplarının sonuncusu Güne Söylediklerim için şunu söylüyor:

"Bazı kitaplar neredeyse kendiliğinden çıkar ortaya; elinizde kitap da onlardan biri. Zamanla biriken yazılardan belli bir noktadan sonra kararlaştırılmış bir sona adım adım ilerlediği kitaplarımdan değil bu; işlerin günlerin akışında ansızın geldi… Yirmili yaşlarımdan başlayarak bugüne dek çeşitli nedenlerle, çeşitli yerlerde sayısız konuşma yaptım, beni daha önce onların birinde dinlemiş olanlar bilir: Genellikle söyleşilerimi eskilerin “irticalen” diye tabir ettikleri doğaçlama biçimde yapar, hatırlamak için aldığım konu başlıkları ve kısa notlardan kalkarak, konuşmanın akışında ortaya çıkan çağrışımlar, o sırada aklıma gelen örneklerle içeriği çeşitlendirmeye çalışırım. Okurla yıllardır sürdürdüğüm diyalogun bir parçası da bu yüz yüze yapılmış konuşmalardır. O gün, orada bulunmam nedeniyle güne söylediklerimdir. Zamana yazdıklarımızla güne söylediklerimiz arasında işlerin ve günlerin hasadı burada olduğu gibi günü geldiğinde bir kitapta toplanır. Bazen bir fotoğrafın, bir günün arkasında koca bir tarih durur. Hadi beraber bakalım."

İÇİNDEKİLER
İşler ve Günler

İstediler Yazdım

Dara Mirada
Ağın Gördükleri
Köprüdeki Kadınlar

Güne Söylediklerim

1994 Rotterdam Dünya Şiir Festivali Konuşması
2003 Londra Uluslararası Kitap Fuarı Kapanış Konuşması
Sevim Burak’ın Çengelliiğneleri
Mersin, V. Uluslararası Karşılaştırmalı Edebiyat
Bilimi Kongresi Kapanış Konuşması
2015 Hrant Dink Anma Konuşması
2015 Dünya Öykü Günü Bildirgesi
OKUMA PARÇASI

İşler ve günler, s. 9-11

Bazı kitaplar neredeyse kendiliğinden çıkar ortaya; elinizdeki kitap da onlardan biri. Zamanla biriken yazıların belli bir noktadan sonra kararlaştırılmış bir sona adım adım ilerlediği kitaplarımdan değil bu; işlerin ve günlerin akışında ansızın çıkageldi.

Yakınlarımın benden sıklıkla duyduğu şöyle cümleler vardır: “Elimde bir iş var şu aralar”, “Hele elimdeki şu işi bir bitireyim”, “Çok el alan bir iş var elimde”, “Sanıyorum güzel bir iş çıkardım”, “Benim de beğendiğim, sevdiğim işlerimdendir”.

“İş” ve “işçilik” sözcüklerinin emeği, göz nurunu, zamanı işaretleyen anlamını severim. Sanatı, sanatla uğraşmayı aynı zamanda bir iş, bir işçilik olarak görürüm. Elindeki işle güne, günlere, zamana, ömre bağlanan bir hayat... işlerle anlamlandırılmış bir hayat... Benim hayatım. Yunan ilk çağının Homeros’tan sonraki en büyük epik ozanı olarak kabul edilen Hesiodos’un İşler ve Günler adını taşıyan kitabıyla sırf bu nedenle, yalnızca adının çağrıştırdıklarından ötürü bile yakınlık kurarım. Hesiodos bu kitabında çiftçi yaşamını ve insanın yaşamındaki beş çağı anlatır. Bugün Yunan mitolojisi ve eski Yunan’daki toprakla uğraşanların yaşamı üzerinde bilinenlerin pek çoğu, bunları anlatmayı kendine iş edinen Hesiodos’un kitaplarından öğrenilmiştir.

Hünerinin hangi çağında olursa olsun, bir çiftçi gibi ömrünü işine, kendi toprağına vermiş, hayatına işiyle kıymet biçmiş sanatçıların, yazarların, düşünürlerin hasatlarına özel bir saygı duyarım.

...

Evvelki yıl yakınlarım benden, “Şu elimdeki işi bitireyim,” sözünü çok duydular. Bilgi Üniversitesi tarafından yayımlanacak Türkiye’de ve komşu ülkelerde yaşayan Ezidi topluluklarını fotoğraflayan bir kitaba giriş yazısı yazacaktım. Bu yazıyı kotarmak için Ezidiler üzerine bilgilerimi tazelemek, yeni okumalarla zenginleştirmek, konu üzerinde derinleşmek aylarımı aldı.

Hemen ardından başladığım Murat Germen’in fotoğraf albümünün giriş yazısı zaman ve emek verdiğim bir iş oldu. Yalnızca Germen’in usta işi fotoğraflarının bende uyandırdığı izlenimler üzerine değil, aynı zamanda fotoğrafla kurduğum ilişkinin, “fotoğraf”ı nasıl okuduğumun da ipuçlarını taşıyan bir yazıydı bu.

Hem kendimin, hem başkalarının pratiğinde bir işe gösterilen özeni, titizliği, harcanan emeği ve sonunda ele güne çıkmaya hazır hale getirilmesindeki süreci önemserim.

Hayat Atölyesi (Mayıs 2009) ve Tuğla (Kasım 2012) kitaplarımda “İstediler Yazdım” başlığını taşıyan birer bölüm vardır. Bazen bir kitaba, bir fotoğraf albümüne, bir sergi kataloğuna önsöz niyetine, bazen de bir derginin, gazetenin isteğiyle günün anlamına, hazırladıkları dosya konusuna uygun olarak kaleme alınmış, “elimdeki iş” diye nitelendirdiğim yazılardır bunlar. Birbirinden farklı alanlarda söz alan, değişik konuları kuşatan bu tür yazıları aynı şemsiye altında toplamak kolay değildir. Bu nedenle kendim için adeta bir gelenek haline getirdiğim, söz konusu yazılar arasında zorlama bir bağ kurmaya çalışmadan onları “İstediler Yazdım” başlığı altında toplama fikrini bu kitapta da sürdürmüş oluyorum.

Kitabın Güne Söylediklerim başlıklı ikinci bölümü bazı özel günler nedeniyle yaptığım konuşma metinlerini içeriyor. O gün nedeniyle söylenmiş, o gün için söylenmesi gereken sözleri içeriyor. Yaşımız kemale erdiğinden midir nedir, bir süredir konferans, sempozyum, toplantı, kongre gibi çeşitli etkinliklerin açılış ya da kapanış konuşmalarını yapmam isteniyor benden. Bu kitapta yer alanların bir bölümü önceden yazılı olarak hazırladığım konuşma metinleridir; bir bölümü de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Sevim Burak’ın ölümünün 30. yılı nedeniyle düzenlediği “Ötekilere Yazmak” başlıklı sempozyumun ya da “Onur yazarı” olarak katıldığım Mersin Üniversitesi “V. Uluslararası Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi Kongresi”nin kapanışında yaptığım konuşmaların bant kayıtlarının çözümüyle elde edilmiş metinlerdir. Sözlü konuşmanın yazıya aktarılırken ortaya çıkan boşluklarını gidermek için ham hali üzerinde ufak tefek oynamalar ve düzeltmelerle yayıma hazır hale getirildiğini belirtmek isterim.

Yirmili yaşlarımdan başlayarak bugüne dek çeşitli nedenlerle, çeşitli yerlerde sayısız konuşma yaptım, beni daha önce onların birinde dinlemiş olanlar bilir: Genellikle söyleşilerimi eskilerin “irticalen” diye tabir ettikleri doğaçlama biçimde yapar, hatırlamak için aldığım konu başlıkları ve kısa notlardan kalkarak, konuşmanın akışında ortaya çıkan çağrışımlar, o sırada aklıma gelen örneklerle içeriği çeşitlendirmeye çalışırım. Okurla yıllardır sürdürdüğüm diyalogun bir parçası da bu yüz yüze yapılmış konuşmalardır. O gün, orada bulunmam nedeniyle güne söylediklerimdir. Zamana yazdıklarımızla güne söylediklerimiz arasında işlerin ve günlerin hasadı burada olduğu gibi günü geldiğinde bir kitapta toplanır. Bazen bir fotoğrafın, bir günün arkasında koca bir tarih durur. Hadi beraber bakalım.

1 Nisan 2015

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Efnan Atmaca, "Ardınızda bıraktıklarınız güzel olsun!", Radikal Kitap, 22 Mayıs 2015

Bazı yazarlar vardır ne yazarlarsa yazsınlar okumaya doyamazsınız. Murathan Mungan, pekçok kişi için bu yazarlardan biri. Doğrusunu söylemek gerekirse yeni kitabı çıkıyor haberini aldığımda Mungan’ın kaleminden öykü, şiir ya da yeniden bir roman okumayı hayal ettim ancak yazılarını bir araya getirdiği Güne Söylediklerim bir nebze de olsa özlem gidermeme yaradı. Kitap, Mungan’ın çeşitli zamanlarda yazdığı yazılardan ve konuşmalardan oluşuyor. Ancak pek çok benzeri gibi yazıların özensizce toplanıp bir kitap haline getirildiği yapıtlardan değil. Bu konuda çok iyi bir örnek. Çünkü Mungan özenle seçtiği yazılarını ve konuşmalarını bir mantık silsilesiyle bir araya getirip bir fikir etrafında topluyor. Kitap ötekileştirileni anlatıyor, öteki olduğu için eziyet edileni, dışlananı. Bu yanlışların toplum olarak nasıl da bizi fakirleştirdiğini, yalnızlaştırdığını, yerimizde saydırdığını. Ötekini tanımaya, sevmeye, yanlıştan dönmeye davet ediyor sonra... Ötekileri anlatarak yapıyor bunu Mungan, onların öyküsüne ses, sesine kulak vererek yapıyor. Çeşitli mecralarda çıkmış yazılar va yaptığını konuşmalarla bunu nasıl yaptığını merak ediyorsanız cevabı Mungan’ın çalışkanlığında ve ustalığında aramak gerekiyor.

Ezidilerin trajik yolculuğu

Güne Söylediklerim iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm “İstediler Yazdım” adını taşıyor. Mungan kitabın giriş bölümünde kitabı niye ikiye böldüğünü hangi bölümlere hangi metinleri nasıl koyduğunu “İşler Güçler” başlığı altında anlatıyor. Bu kitabın kendiliğinden ortaya çıktığını söylüyor. Kendiliğindan ortaya çıkan kitapta biz de bir gezintiye başlayalım. “İstediler Yazdım”, Mungan’ın Saner Şen’in fotoğraflarını içeren Amed Gökçen’in hazırladığı Ezidi topluluğunu anlatan Kara Kitap Kara Tarih adlı albüm için yazılmış sunuş yazısıyla başlıyor. Kitabın neredeyse yarısını içeren bu yazı Ezidi topluluğu hakkında geniş kapsamlı bilgiler içeriyor. Tarihleri işkence ve eziyetlerle dolu olan Ezidilerin inanışları, folklorleri, yaşadığı trajediler Mungan’ın kaleminden kağıda dökülüyor. Ezidileri anlatırken en büyük kısmı elbettte inanışlarını korumaya çalışırken yaşadıkları trajediler oluşturuyor. Ötekileştirilirken yaşadıklarına rağmen halen varlıklarını sürdürebilmelerini “mucize” olarak tanımlıyor Mungan. Sunuş yazıları genelde bol bilgi içeren ruhsuz yazılar olur. Ancak yazarı Mungansa bu elbette değişiyor. Başta da söylediğim bu sunuş yazısı bir öykü tadında okunuyor. Mungan yazısına “Dara Mirada” adını veriyor. Meraklısı için tanıdık bu ismi yazıya niye verdiğini de “Çok yıl sonra Ezidiler için yazdığım bu yazıya ‘Dara Mirada’ yani Dilek Ağacı başlığını koyarak tüm insanlığın dili, dini, mezhebi, inancı ya da inançsızlığı, cinsiyeti, teninin rengi, etnisitesi, siyasi görüşleri ve her çeşitten kimliği nedeniyle yargılanıp dışlanmadığı, ötekileştirilmediği, zulüm görmediği bir dünya dileğimi bu kadim inancın dilek ağacına asmak istedim” cümleleriyle açıklıyor. Ben bu yazıdan çok mu etkilendim bilmiyorum ama bana kitabın tamamı da Mungan’ın bu dileklerini destekler göründü.

Bu bölümdeki ikinci yazı Mungan’ın Murat Germen’in Yeni Türkiye adıyla yayımlanan fotoğraf albümüne yazdığı sunuş yazısı. “Ağın Gördükleri” adlı bu yazıda Mungan’ın fotoğraf sanatıyla ilişkisine şahit oluyorsunuz. Sanatın her dalındaki hünerine bu alanda da sahip olduğunu ispat eder kalitedeki yazısında Germen’in fotoğraflarıyla öyküler de kuruyor yazar.

Başucu kitabı

Kitabın ikinci bölümü tıpkı adı gibi “Güne Söylediklerim” başlığını taşıyor. Bu bölümde Mungan çeşitli mecralarda yaptığı konuşmalara yer veriyor. Elbette bu konuşmalar da özenle seçilmiş: 1994 Rotterdam Dünya Şiir Festivali, 2013 Londra Uluslararası Kitap Fuarı, Sevim Burak’ın Çengelliiğneleri, Mersin V. Uluslararası Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi Kongresi, 2015 Hrant Dink Anma Konuşması ve 2015 Dünya Öykü Günü Bildirgesi. Bu şekilde sıraladığımızda birbirinden ayrık gibi görünmesin. Yazının başında söylediğim fikrin arkasında olarak devam ediyorum yolculuğa. Şiir üzerine yazdığı yazıyı özellikle tavsiye ederim. Kısa ama öz bir konuşma metni. Londra Kitap Fuarı’nın kapanış konuşmasında Babil Kulesi’ni yeniden inşa ediyor şair. Kulenin yıkılmasıyla çıkan ayrılıkları kitap fuarlarıyla birleştiriyor.

Elbette uzun uzun Sevim Burak’ı anlatmak gerekiyor. Mungan da uzun uzun anlatıyor onu. Tadı uzun süre damaklarda kalacak bir Sevim Burak güzellemesi. Zamanla sınanmış olmanın gücünü taşıyan Burak yazının farklılığı kitapla özdeşleşiyor sanki. Farklı sıfatını sonuna kadar taşıyan ve yazınıyla, sözüyle, diliyle bunu üzerine yakıştıran Burak için Mungan’ın yaptığı inceleme defalarca okunup yeni bir şeyler keşfedilecek bir başucu yazısı. Mungan, Mersin konuşmasında sazı eline alıp edebiyat üzerine güzel bir ders veriyor. Dilin gücünü anlatıyor ve elbette güçsüzlüğünü. Türkçenin güçsüzlüğünün edebiyatımızı nasıl yerel bıraktığının altını çiziyor. Sona yaklaşırken bu ülkede öteki olmanın en önemli simgesi Hrant Dink’i anıyor Mungan. Konuşmasında Dink’in herkese yabancı gelen barış dilinin altını çiziyor: “O, tüm halkların eşitliğine ve kardeşliğine inanmış biri olarak barışın diliyle konuşuyordu. Laf olsun diye edilmiş temenni türünden bir barışın değil, sahici, hakiki, kalıcı ve sürekli kılınmasını istediği bir barışın diliyle...”

Sonsözü öyküye verip bitiriyor kitabı Mungan. Bu yazıda diyor ki: “Öyküyü, damıtılmış bir yoğunluğa, yoruma açık anlam katmanlarına sahip olması nedeniyle şiire, yaşanılan anı dondurup cilalılayarak sonsuzlaştıran yanıyla da fotoğrafa benzetenler olmuştur. Sahiden de iyi bir öykü hem şiirin derinliğinden hem fotoğrafın yaşamı belgeleme gücünden izler taşır.”

Bu sözler kitabın rotasındaki fotoğraf, şiir ve öykü duraklarını da açıklıyor. Kitabın son cümlesi, “Okuduklarınız, yazdıklarınız, yaşadıklarınız güzel olsun! Günü geldiğinde, giderken ardınızda bıraktıklarınız güzel olsun!” Bu dileğin üzerine bir şey söylemek zor. Mungan’ın “güne söyledikleri” kısa olmasına kısa ama tekrar tekrar okumaya çağıran bir kitap. Hem edebiyat içinde kısa bir gezi hem de günümüz Türkiyesi’nin bir fotoğrafı. Barışa ve güzelliklere davet eden bir kitap. Güne umutla başlamak isteyenlere..

Devamını görmek için bkz.

Filiz Aygündüz, "Murathan Mungan ve yazı", Milliyet, 24 Mayıs 2015

Murathan Mungan’ın yazıyla kurduğu ilişkiyi hep imrenerek takip ettim. Tutkulu, renkli, çeşitli, özenli... O ilişki içinde kimi sözlerini şiirlerle giydirdi, kimine öykünün kısa ama yoğun tadını kattı. Bazen roman oldular, bazen tiyatro oyunu; kimi deneme kimi de senaryo olarak çıktı gün yüzüne... Kendi verimleriyle de yetinmedi, çok sayıda öykü seçkisi de hazırladı. Velhasıl, deneme, öykü, şiir, roman, senaryo ve dahası; Türk edebiyatının başına gelebilecek en iyi şeylerin önemli bir bölümü Murathan Mungan’ın kaleminden çıktı.

‘O gün söylenmeli!’

Bu hafta onların sonuncusu kitap vitrinlerindeki yerini aldı: Güne Söylediklerim. Kitap, iki bölümden oluşuyor: İstediler Yazdım ve Güne Söylediklerim. “İşlerin ve günlerin akışında ansızın çıkageldiğini” söylüyor bu kitabın Mungan. İlk bölümü ise şöyle özetliyor: “Bazen bir kitaba, bir fotoğraf albümüne, bir sergi kataloğuna önsöz niyetine, bazen de bir derginin, gazetenin isteğiyle günün anlamına, hazırladıkları dosya konusuna uygun olarak kaleme alınmış, ‘elimdeki iş’ diye nitelendirdiğim yazılardır bunlar”. İkinci bölüm olan Güne Söylediklerim’i ise şu cümlelerle açıklıyor: “Kitabın ‘Güne Söylediklerim’ başlıklı ikinci bölümü bazı özel günler nedeniyle yaptığım konuşma metinlerini içeriyor. O gün nedeniyle söylenmiş, o gün için söylenmesi gereken sözleri içeriyor.”

Lezzetli yazılar

Kitabın krokisini bu şekilde çizdikten sonra yazılar sıralanıyor bütün lezzetleriyle, art arda. “Dara Mirada” adlı yazıyla açılıyor kitap. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanan 2014 tarihli bir kitabın önsözü bu. Ezidileri anlatıyor Mungan. Onların verdiği varoluş mücadelesini bütün ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor: “Ezidiler işte bu dinlerin ve mezheplerin pek çoğunun ortaya çıktığı o sert coğrafyanın amansız kıskacında, yüzlerce yıl boyunca bir din olarak ‘var olma’, bir halk olarak ‘yaşama’ mücadelesi vermiştir”. Uğradıkları zulümler, yok sayılmalar, katliamlar ve baskılarla bugüne kadar gelen Ezidiler, Mungan’ın hakkaniyetli kaleminde zorlu maceralarıyla kalbimize değiyorlar.

Murat Germen’in Yeni Türkiye adlı fotoğraf albümünün sunuş yazısında ise meselesi olan sanatçılara dikkat çekiyor yazar, Germen’i de o sınıfa alıyor, işlerine duyduğu ilgiyi ise şöyle özetliyor: “Germen’in, fotoğrafçılığın doğasındaki avcılıkla çağdaş sanatlardaki zihinsel mühendisliği birleştiren işlerinde kendime yakın bulduğum özelliklerinden biri de işte bu rastlantıyla tasarının çelik çomak oyunudur.”

‘Köprüler çoğalmalı’

8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Cumhuriyet gazetesine yazdığı nefis yazıda Türkiye’nin öncü kadınlarını andığı neredeyse eksiksiz bir liste veriyor ve ekliyor: “Türkiye doğusuyla, batısıyla, aslında kendisiyle barışacaksa, demokratik ve laik değerler esası üzerinde yükselen bir arada yaşama kültürü inşa edilecekse, bu ancak köprüdeki kadınların çoğalmasıyla, toplumsal ve siyasal yaşama daha etkin katılımıyla mümkün olacaktır.”

1994 Rotterdam Dünya Şiir Festivali Konuşması’nda şiirlerinin uzun zamanda tamamlanma nedenini şöyle açıklıyor: “Hiçbir zaman şiirlerim bir kitap oluşturabilecek sayıya ulaştığında art arda dizilip kitap olmadı. O sıralar yazdığım şiirlerin ruhu ileride yer alacakları kitapları seçer. İlk birkaç şiirden sonra ufukta silueti beliren o yeni kitabın bağlamı biçimlenmeye, orada yer alacak olası şiirlerin harcı karılmaya başlar içimde. Bundan sonrakilerin nereye doğru ilerleyeceğini bilirim. Bir çeşit yol haritası kazanmışımdır. Ama bu yolu aceleye getirmem, o yüzden kitaplarımın tamamlanması geniş bir zamana yayılır.”

İyi kitapların kolay kolay çıkmadığı bir dönemden geçiyoruz. O yüzden çok kıymetli Mungan’ın kitabı. Hem onu takip eden okurları için hem iyi kitaba hasret kalanlar için.

Devamını görmek için bkz.

Ayşegül Tözeren, "Murathan Mungan’ın sözü", Birgün, 16 Temmuz 2015

Bazı düşünürlerin, siyasetçilerin, edebiyatçıların sözleri geniş zamanlıdır. Murathan Mungan’ın sözünün hükmü de böyle, geçerliliğini uzun yıllar geçse de kaybetmiyor. Yazarın son kitabı, Güne Söylediklerim, yazarın sözünü taşıyan bir derleme. Güne Söylediklerim’de makalelerinin yanı sıra, konuşma metinleri, edebiyat günleri bildirgeleri de yer alıyor. Mungan, edebiyatı işçilik olarak gören ve işinin teknik bilgisini aktarabilen, bundan kaçınmayan bir yazar. Son çalışmasında da bunun örneklerini veriyor. Güne Söylediklerim, işler ve günlerin arasında, “İstediler Yazdım” bölümüyle başlıyor. Ortadoğu’daki ötekilerin ötekisi Ezidiler üzerine oylumlu bir inceleme olan “Dara Mirada”nın ardından, Murat Germen’in fotoğraf albümüne yazmış olduğu sunuş yazısı yer buluyor: “Ağın Gördükleri".

"Köprüdeki Kadınlar", geçen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için hazırlanmış bir yazı. Dünyanın kadınlarını, özellikle de yaşadığımız coğrafyanın bedel ödemiş kadınlarını işleyen bir döküm-yazı. Pınar Selek’ten Güler Zere’ye uzanan…

Derlemenin ikinci bölümü, kitaba da adını veren bölüm... “Güne Söylediklerim” bölümü Murathan Mungan’ın 1994 Rotterdam Dünya Şiir Festivali’nde yaptığı konuşmayla başlıyor. Metinlerde dikkati çeken unsur, yazarın her bir konuşma için farklı bir dil kurabiliyor olması. Mungan odağa aldığı meseleyi detaylandırırken, ikiliklerden beslenmeyen ötesini görmeye çalışan üslubundan hiçbir koşulda vazgeçmiyor. Örneğin, 2013 Londra Uluslararası Kitap Fuarı Kapanış Konuşması’nda öncelikle edebiyat ve sanatın “benzerliklerimizi öne çıkararak bize aynı kulenin çocukları olduğumuzu” hatırlattığına ilişkin Babil Kulesi’ne göndermede bulunuyor. Ardından “dünya edebiyatı arada bir farklı bir tatta yemek yemeğe uğranılan egzotik bir merkez değildir,” diyerek, Londra’da Anglosakson merkeziyetçiliği eleştiriyor, hem de “edebi üretimin mümkün olması için gereken en temel koşullardan biri”nin düşünce ve ifade özgürlüğü olduğunu vurgulayarak, ülkesinde tarihi boyunca aydınlara yapılan baskılardan söz ediyor.

Sevim Burak'ın çengelliiğneleri

Murathan Mungan’ın edebiyatı işçilik olarak gördüğünden söz etmiştim. Yazarın çok yönlü okumalarının, incelemelerinin ve arşivciliğinin beslediği önemli bir edebiyat belleği taşıdığını bir kez daha “Sevim Burak’ın Çengelliiğneleri” başlıklı konuşma metninde görüyoruz. “Dönem aurasının yarattığı körlükleri” yani edebiyatçıların yazdıklarının kıymetinin sonradan anlaşılması durumunu, Sevim Burak’a odaklanarak irdelerken, edebiyatın “furyalarını” ve siyasetin yedeği olarak görüldüğü dönemleri eleştiriyor. Dönem eleştirileri ve Sevim Burak’ın sıra dışı yazın serüvenini Türkiye edebiyatı içinde büyülü gerçekçiliğin öncülü olarak konumlandırışıyla birlikte, konuşma metninin, aynı zamanda bir eleştiri metni niteliği olduğunu da söyleyebiliriz.

Mungan, Mersin V. Uluslararası Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi Kongresi Kapanış Konuşması’nda edebiyatın gizli bilgisine ve tekniğine eğiliyor. Yazar, sanatında birbirini tanımlayan iki özellikten bahsediyor: Şamanlık ve mühendislik. Yazanlar, özellikle de yeni yazmaya başlayanlar için altı çizilmesi gereken satırlara imza atan Mungan, şaman olmayı, gündeliğin gürültüsüne kapılmadan, hayal kurarak inşa etme becerisi olarak tanımlarken, bir yazar sadece bu yanına yaslanır mühendislik tarafını boşlarsa bir tür uyurgezere dönüşebileceğini belirtiyor. Aksi durumda, akılla yazıp, teknikle çoğaltanlara da “yaratıcı yazar” demenin zor olacağını söylüyor.

"Öykü bir edebiyat kıymetidir"

Murathan Mungan, edebiyatın siyasetin yedeği olarak görülmesini yüksek sesle eleştirebilen, ancak edebiyatından da, yaşamından da toplumsal olanı, siyasi olanı ötelemeyen bir yazar. Bu sene yaptığı Hrant Dink’i Anma Konuşması da örneği. Güne Söylediklerim’e taşıdığı metninde ülkenin “Resmi Tarih Ajandası”nın derinliklerine değinmiş, dinleyenlerin kolay kolay unutamayacağı bir cümleye yer vermişti: "Dostlar, arkadaşlar, ölülerimizin sadece hatıralarına değil, rüyalarına da sahip çıkmalıyız."

Güne Söylediklerim’deki son metin, 2015 Dünya Öykü Günü Bildirgesi. Ben de bildirgeyi Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde yazar okurken, sesinden dinleyen salondaki bine yakın dinleyiciden biriydim. Öyküyü doğumundan alarak, günümüze taşıyan Mungan, “Öykü bir edebiyat kıymetidir,” demişti. Yazar, kıymet sözcüğünü konuşmalarında sıklıkla kullanıyor. “Kıymet”, Mungan’ın sözünde dinleyiciye sadece değer olarak değil, emek ve saygı olarak da yansıyor ve bu sözcük edebiyatla kurduğu ilişkinin anahtar sözcüklerinden biri... Kitabın sonu, bildirgenin sonu, konuşmanın sonu, aslında son değil, biliyoruz...

“Okuduklarınız, yazdıklarınız, yaşadıklarınız güzel olsun! Günü geldiğinde, giderken ardınızda bıraktıklarınız güzel olsun!”

Devamını görmek için bkz.

İlker Cihan Biner, "Makinenin Adı: Güne Söylediklerim", Postdergi, 21 Eylül 2015

Nietzsche için sanatçı bir uygarlık hekimidir. Uygarlık hekimi olan sanatçı yalnız uygarlıkların hastalıklarını teşhis eden bir uzman değildir. Güncel koşulların eleştirisini ve değişim etkisini ortaya koyan bir üreticidir. Estetik işlevi içerisinde yapıtı doğrudan bir eleştiri işlevi üstlenir çünkü yapıtı toplumsal algının uzamını eleştiren, beğenileri etkileyen, alışkanlıkları alt-üst eden bir değerdir. Yaşamın kendisine nüfuz eder.

Kuşkusuz Murathan Mungan bir uygarlık hekimi. Şiirden denemeye, romana kadar pek çok türde yapıtlar üretmiş bir sanatçı. Bu yazıda Murathan Mungan’ın bir kitabının eleştirisini yapmaya çalışacağım.

Yapıtın yürümesi, konuşması için, yapıtın düzenlenmiş yapısını bozacak yapıt içi dönemeçleri, labirentleri ve galerileri araştırmaya çalışacağım. Yapıtın haritasını çıkararak, yapıttaki yer altı kaynaklarını, beslenme ağlarını ve barınak yerlerini ortaya çıkarmaya özen göstererek, yapıttan nasıl yeni fikirler doğar sorusunun peşinde dolaşacağım.

1. Güne Söylediklerim

Murathan Mungan’ın yapıtının ismi: Güne Söylediklerim. Kitap Mungan’ın birbirinden farklı denemelerinden oluşuyor ve ‘İşler ve Günler’ adında bir metinle başlıyor. ‘İşler ve Günler’ başlığı Hesiodos’un İşler ve Günler adını taşıyan kitabına da bir gönderme niteliğinde. İş, işçilik gibi sözcüklerin emeği, göz nurunu ve zamanı işaretleyen anlamını sevdiğini belirtmiş sanatçı.

Yapıttaki metinler iki bölüme ayrılmış: ‘İstediler Yazdım’ ve ‘Güne Söylediklerim.’ ‘İstediler Yazdım’ başlığı sanatçının ‘Hayat Atölyesi’ ve ‘Tuğla’ adlı yapıtlarında da var. Sanatçı bu başlığı bu yapıtta da sürdürmek istediğini belirtmiş. Bu başlık altında sergi kataloğuna, gazeteye ve bir dergiye yazdığı yazılar var. ‘Güne Söylediklerim’ başlığı altındaki yazılar ise sanatçının özel günler nedeniyle yaptığı konuşma metinlerini içeriyor.

Metinlerin hiyerarşik bir bütünlüğünün olmaması, metinlerin yatay bir biçimde birbirlerinin içinden geçmelerine olanak sağlıyor. Yapıttaki düzenlenmiş metinleri ele almaktansa, metinleri birbirleriyle birleştirerek hangi dönemeç, labirent ve galerilerden geçileceğine ve yine metinlerdeki başka noktalardan girerek metinlerden yepyeni yer altı yuvaları hazırlayabiliriz.

2. Şimdinin Ontolojisi

Başlangıç metni olan ‘İşler ve Günler’ şöyle bir cümleyle bitiyor: ‘Bazen bir fotoğrafın, bir günün arkasında koca bir tarih durur.’ Şimdiye odaklanan bu cümle ne anlatmakta? Şimdimiz nedir? Bir günün arkasında biriken koca bir tarih neye işaret eder? 2015 Hrant Dink anma konuşması metninde 1938 Dersim kıyımı, 1978 Maraş katliamı, 1955 6-7 Eylül olayları, 1993 Madımak katliamı, Roboski ve Cumartesi Annelerinden bahseder. Çünkü gelmeyen adalet o olayların faillerinin gizliliğinde yatar. 19 Ocak 2015 yılında yapılan konuşma metni şimdinin doğasına işaret eder. O anki seslenişin ardında asırlık bir tarih vardır.

2015 Hrant Dink’i anma konuşması metninden bir cümle: ‘Bu coğrafyanın halkları, düzayak yapılmış çözümlemeler, üstünkörü saptamalarla ışıklandırılmayacak kadar karmaşık, çok katmanlı bir geçmişten, tarihin labirentinde kaybolmuş pek çok hikâyenin içinden geçip gidiyor.’

Bir uygarlık hekimi olan sanatçı kendi coğrafyasındaki fay hatlarını izleyerek tarihin labirentlerinde kaybolmuş hikâyelere işaret ediyor ve çok katmanlı bir geçmişi hatırlatıyor. Çünkü şimdinin ontolojisi fay hatlarını izleyerek tarihsel bir kavrayışa ulaşmak ister.

Kitaptaki bir başka metin olan ‘Dara Mirada’ tarihin labirentinde kaybolmuş Ezidiler’le ilgilidir. Metin Ezidiler’in kader haritası ya da soy/neseplerine dair bir araştırma değildir. Bir halkın fay hatlarını izleyerek onların nasıl iktidar ilişkilerine maruz kaldıklarına ve tarih sahnesinden nasıl silinmeye çalışıldıklarına odaklanmakta. O metinden başka bir cümle: ‘Geçmişin bu arkeolojisi, bizi ucu günümüzdeki tartışmalara ve bölgede hâlâ kanla fokurdayan çatışmalara uzanan pek çok şeyin kaynağına ulaştırırlar.’

Mevcut politik olanaklılık alanını genişleten ‘Dara Mirada’ adlı metin fay hatları boyunca resmi tarih ideolojisini alt-üst etme zeminini de taşıyor. Çünkü Ezidi halkının kırılma tarihlerinin özellikle üzerinde duruyor ve halk üzerindeki iktidar mekanizmalarını ifşa ediyor.

Ezidilere dair bir fotoğraf albümünün önsözü olan ‘Dara Mirada’ adlı metin şöyle bitiyor : ‘Çok yıl sonra Ezidiler için yazdığım bu yazıya ‘Dara Mirada’ yani dilek ağacı başlığını koyarak, tüm insanların dili, dini, mezhebi, inancı ya da inançsızlığı, cinsiyeti, teninin rengi, etnisitesi, siyasi görüşleri ve her çeşitten kimliği nedeniyle yargılanıp dışlanmadığı, ötekileştirilmediği, zulüm görmediği bir dünya dileğimi bu kadim inancın dilek ağacına asmak istedim.’

Bu cümleler bir dünya dileği olsa da, cümleler arasında beliren ‘cinsiyet’ ifadesi kitaptaki ‘Köprüdeki Kadınlar’ adlı metinde kendini bulur. Bu metin erkek egemen değerlerle işleyen koca bir sisteme işaret etmekte. Coğrafyanın ötekine tahammülsüz bir ruh iklimine teslim edildiğini belirten sanatçı, metnin ilerleyen satırlarında coğrafyaya damgasını vuran cesur kadınları teker teker anar.

‘Köprüdeki Kadınlar,’ ‘Dara Mirada’ ve ‘2015 Hrant Dink Anma Konuşması’ ‘biz kimiz’ sorusuna yönelirken hem tarihe hem de felsefeye politik bir görev yükler: Beden ve bedenlerimizi tanıma görevi.

Şu cümle ise 2013 Londra Uluslarası Kitap Fuarı Kapanış Konuşmasından: ‘Bizi dünyalı kılan şey başkalarını tanıma ve kabullenme gücümüz.’

3. Kaçış Çizgileri

Deleuze ‘belki yazmak kaçış yollarıyla temel ilişki içindedir’ der. Ama kaçış yolu Deleuze’e göre önceden var olan değildir. Yoğun bir gücüllük üretir.

Yayılma, çoğalma ya da iktidar ilişkilerini istila etme etkisi yaratır. Belirli güçlere karşı öznel bir tepkiyle üretilmiş ve her daim güncellenebilir bir yapıt oluşturur. Yenilikçi bir biçim olarak tikelin gücü, der Deleuze. Tikelin gücünü şöyle vurguluyor Murathan Mungan: ‘Hepimizin hayatı biriciktir. Dünya kurulalı beri yaşamış milyarlarca insanın her birinin hayatı biricik. Biricikliğin yalnızlığı insanoğlunun temel öyküsüdür.’ (Kitaptaki 2015 Dünya Öykü Günü Bildirgesinden.)

Tikel olma hali, yani bu küçük konumdur yeniliğe açılan. Yeniliktir kaçış çizgileri yaratan.

Kitaptaki diğer metinlerden biri ‘Sevim Burak’ın Çengelliiğneleri’ başlığını taşıyor. Metnin başlığını şöyle de değiştirebiliriz: ‘Sevim Burak’ın Kaçış Çizgileri.’Metinde sanatçı Sevim Burak’ın metinlerinin dikotomik çerçevelere (anonim dünyanın hikâyeleri, ortak edebiyat tutumları, Kemalizm, toplumcu gerçekçilik) indirgenemeyeceğini vurgular. Aksine, der Mungan: ‘Birbirinden çoğalan akan metinler.’ Çok seslilikle birlikte Sevim Burak’ın metinlerindeki kaçış çizgilerinin farklı halleri, farklı çizgi tipleri ve bunların iç içe geçmişliği hayatın yeniden yapılabilir haritasını oluşturuyor.

Şöyle diyor yazar: ‘Biz Sevim Burak özelinde yalnızca kendi yazdıklarını doğru anlatmaya çalışan bir yazarı değil, aslında anonim bir zihniyetle, herkesi birörnekleştirmeye çalışan baskıcı bir ortamda bireyselliğini savunan sanatçının sesini de duyarız.

O yüzden ben bu yazıyı sadece Sevim Burak’ın kendi yazarlığı için değil, edebiyatımızda bütün kenarda bırakılmış, kıyıda unutulmuş, kenara çekilmeye, kızağa itilmeye çalışılan yazarların sesi olarak okuyorum.’

4. Bir deneyim alanı olarak ağın gördükleri

Yapıttaki ‘Ağın Gördükleri’ adlı metin Murat Germen’in fotoğraf albümü için yazılmış bir sunuş yazısı. Mungan, Murat Germen’in fotoğraflarını derinlemesine incelemekten kaçınmamış. Fotoğrafları ‘zaman ve mekan,’ ‘sinemaskop duyarlılık,’ ‘hacim,’ ‘geometri,’ ‘verev kesişmeler ve merkezsizleşme,’ ‘ışık ve aydınlatma,’ ‘gerçeklik ve imge,’ ‘metinsel altyapılar,’ ‘iki döngüsel parametre,’ ‘an fotoğrafları,’ ve ‘haz’ gibi bambaşka alt başlıklarda inceliyor. İncelemeler dışarı dönük bir çift gözlük gibi. Her bir alt başlık okundukça çoğalıyor. Böylelikle fotoğraf bir yorumlama değil bir deneyim alanının kendisi haline geliyor. Metinde Mungan’ın Paul Valery’den alıntıladığı bir söz var: ‘Resim üzerine konuşmaya kalkan kişi sürekli özür dilemek zorunda kalır.’Mungan bu alıntıdan sonra şöyle devam eder: ‘Bence bu söz nicedir fotoğraf için de geçerli’

İşte deneyim alanı olarak fotoğraf!

5. Bir Makine

Her sanat yapıtı bir makinedir. Bir anlama ya da yoruma indirgenemez. Esas mesele yapıtı çalıştırabilmektir. Çünkü yapıt çalıştırılmazsa beraberinde kullanım sorunu ortaya çıkar. Görüldüğü üzere Güne Söylediklerim bir makine. Yapıt içinde birbirinden farklı gibi duran metinler toplumsal bedene etki eden siyasi etkiler üretiyor.

Güne Söylediklerim her daim çalışabilecek, içerisindeki metinler dönüp dönüp tekrar çalıştırılmayı hak eden bir etki yaratmayı başarıyor.

Bu metinler çoğalmayı, çoğaltılmayı bekliyor.

Devamını görmek için bkz.

Halim Şafak, "Güne söylediklerim için derkenar", Temmuz-Ağustos 2015

Murathan Mungan’ın baştan beri şiiri, öyküsü, romanı ve tiyatro oyunlarından bağımsız düşünülemeyecek bir yazısı ve edebiyatçılığının belirlediği bir tavrı oldu. Belki de bunu farklı edebiyat türleri ve disiplinler içinde dolanmayı sevdi diye açıklamalıyız. Yazıyla ve dünyayla kurduğu ilişki ve bu ikisinin ona özellikle gündelik hayatta yüklediği sorumluluk orda da yazıp söylemeyi zorunlu hale getirdi.

Aslında bu edebiyatçının okur olarak ilgisini gösterse de ondan çok dünyaya kurduğu ilişkinin ve o ilişkinin belirlediği tavrı somutlaştırmak için buna ihtiyaç duymasıdır. Çünkü dünyaya daha iyi anlamak/anlatmak ve ona karşı çıkmak için tek başına edebiyat ve okurluğu yetmeyebilir.

Murathan Mungan benim için denemeyle anlatının iç içe geçtiği ama eleştirel olanı ama ondan çok muhalifliği dışlamayan ve bunun için her türlü disiplinle ilişki kurmaya dikkat eden yazının ve sözün yazarıdır. Bu yüzden söz ve yazıyla edebiyatı tamamlayan ama daha çok bugünü tartışmaya ve eleştirmeye dönüşen bir çizginin üstünde durmayı bilmiştir. Bu noktada eğer edebiyatçı için yazısına ve sözüne ikisinden önce hayatına yansımış entelektüel tavırdan söz edeceksek Murathan Mungan ilk birkaç kişi içinde anılmalıdır.

Murathan Mungan Güne Söylediklerim'de bu dediğimi “Yazın türleri üzerine, hatta farklı sanat disiplinleri üzerine düşünmek, sizin omuzlarınıza sanat, kültür sorunları üzerine derinleşmek, yenilikleri izlemek sorumluluğunu da yükler. Bu daha hayat boyu dersini çalışmak demektir.” diye anlıyor ve öyle açıklıyor. (Metis yayınları, Mayıs 2015,İstanbul)

Bu durum edebiyatçı için ister istemez bir bugün tartışmasına dâhil olmasını ve tartışmayı sürdürdükçe daha fazla taraf olmasını getirir. Özellikle bizim gibi otoriterleşmeye her zaman eğilimli ülkelerde bu taraflılık bir yanıyla devlet eleştirisini ve karşılığını da bünyesinde bulundurur. Bu aynı zamanda yazı ve sözde bir bugün eleştirisinin gelişmesi için yeterlidir. Bu noktada edebiyatçının ya da entelektüelin günümüz dünyasında taraf olmayla birlikte özellikle adalet ve vicdan temelli bir karşılığın bileşenlerinden olması beklenmelidir.

Murathan Mungan bu bağlamda Yaşar Kemal, Orhan Pamuk gibi edebiyatçılarla birlikte anılması gereken birkaç yazardan biridir. Bugünde yazıp söyledikleriyle oluşturduğu Güne Söylediklerim dediğimi daha da somutlaştıran bir örnek olarak okurun karşısına çıkıyor. Kuşkusuz burada yazılıp söylenenlerden söyleneni geri almam gerekebilir. Çünkü Murathan Mungan konuşmalarına daha sonra çalışarak metin haline getirdiği için ihtimalen sözü kimi özelliklerinden olmuş ve yerine yazının dediğini eklemiştir.

Güne Söylediklerim son üç yılda yazılmış ya da metin haline getirilmiş sekiz yazı ve konuşmadan oluşuyor. Yazılardan Ezidiler üstüne yazılmış” Dara Mirada”, Murat Germen’in fotoğraflarını tartışan “Ağın Gördükleri” ile kadınlar üstüne yazılmış “Köprüdeki Kadınlar” öneri üstüne yazılmış. Bu yüzden Murathan Mungan bu üç yazıdan “İstediler Yazdım” diye bir bölüm oluşturmuş. Rotterdam, Londra, Mersin’de yaptığı konuşmalar ile Hrant Dink için 2015 yılında yaptığı konuşma ve öykü günü için yaptığı konuşmadan da Güne Söylediklerim'le başka bir bölüm oluşturmuştur.

Sırayla gidersek kendi demesiyle “yüzlerce yıl boyunca bir din olarak ‘var olma’ ve bir halk olarak “yaşama mücadelesi” veren Ezidiler’in geçmişten bugüne gelen hikâyesini anlattığı araştırma olarak değerlendirebileceğimiz oylumlu yazısı tarih boyunca uğradığı zulümden, yaşayışlarına ve inançlarına kadar ötekileştirilmiş bir halkın nerdeyse her bir şeyini yazma konusu ediyor.

Bu noktada Murathan Mungan’n “İslamın ve Müslümanların tarihsel, toplumsal ve siyasal atmosferi paylaştıkları topluluklar üzerinde her zaman hâkim bir tavrı olmuş, bu tutum modern zamanlarda da sürmüştür.” saptaması özellikle bugünü anlama açısından iyi okunmalıdır. Bu noktada Murathan Mungan’ın Ezidiler’le ilgili değerlendirmesi ister istemez bu topraklarda yaşamış ve yaşamakta olan Kürtler başta olmak üzere etnisitelerin bugün ve tarih boyunca yaşadıkları, yaşamakta olduklarını da hatırlatmış olmaktadır. Hrant Dink için yaptığı konuşmayı da Ezidiler üstünden yaptığı tartışmanın devamı olarak anlayabiliriz. Çünkü “Hrant Dink’in ölüsü, gerçek hikâyesi aydınlatılmamış bir cinayetin kurbanı olarak hâlâ “ öldüğü kaldırımda yatmaktadır.

Ezidilerle ilgili bir fotoğraf kitabı için yazılan yazının belirginleştirdiği “tüm insanlığın, dili, dini, mezhebi, inancı ya da inançsızlığı, cinsiyeti, teninin rengi, etnisitesi, siyasi görüşleri ve her çeşitten kimliği nedeniyle yargılanıp dışlanmadığı, ötekileştirilmediği, zulüm görmediği bir dünya dileğini” bir kez daha arzu olarak altını kalınca çizmesinin tektip bir dünya karşısında çok önemli ve kışkırtıcı bulduğumu belirtmeliyim.

Ezidiler’in ilk kitabı Mahmud ile Yezida’da yer alması (1980) yazar olarak etnisiteye dönük ilgisini gösterirken bir yandan da tavrını daha da geliştirmesine katkıda bulunmaktadır. Ulusçu hatta şoven özellikleri ağır basan bir edebiyat karşısında Murathan Mungan’ın şovenizmi baştan reddederek ilerleyen etnisite ilgisini her zaman olumladığımı da belirtmeliyim.

Murat Germen’in fotoğrafları üstüne yazılmış yazının ise kendinin de ifade ettiği gibi bir fotoğraf okumasıdır. Bir ucuyla da Murathan Mungan’ın fotoğrafla kurduğu ilişkiyi yansıtması açısından önemli bir metindir. Bu noktada fotoğrafa dönük “Fotoğraf daha ilk ağızda doğası gereği yapaydır; dünyadan rengi eksilterek var olmuştur.” değerlendirmesini bir yanıyla uygarlık tartışmasıyla ilişkilendirebiliriz. Murat Germen için “yapaylığı kendi meselesine vurgu kazandırmak amacıyla aşırı kullanarak doğallaştırıp, sahicileştiriyor.” Demesi ise baştaki uygarlık tartışmasını başka bir yere götürüyor.

Murathan Mungan’ın teknolojiye dönük bir mesafesinin olduğunu biliyoruz. Hatta bu konuda izleksel şiir kitaplarını bile okuduk. Ama bu bugünün dünyasında yaşamakta olduğumuz gerçeğine pek bir şey yapamıyor. O zaman da teknolojiyle ne yapacağımız ya da bugüne dönük ne tür bir karşılık üretebileceğimiz gibi bir tartışmaya doğru gidiyoruz. Murat Germen’in yapaylığı kendi meselesine vurgu kazandırmak için kullanmasını da bu çerçevede değerlendirmek ve öyle anlamak gerekiyor. Hatta Murat Germen’in fotoğrafa dönük bu tutumunu da bugüne karşılık noktasında değerlendirmeli ve öyle ele almalıyız.

Kitaptaki “Sevim Burak’ın Çengelliiğneleri” adlı yazısı ise Sevim Burak ilgisini ve ona dönük okurluğunu yansıtıyor. Benzer bir değerlendirme kadınlar günü için kaleme aldığı yazı için de öne sürülebilir.

Mersin’de yaptığı konuşmada belirttiği “Edebiyat dil üreten bir disiplin olduğundan, temelde millilik esası üzerine kuruludur. Sanatlar içinde belki de en milli olanıdır; çünkü o dilin edebiyatını yapar.” Saptaması edebiyatın dille ilişkisini belirtiyor. Ne var ki millilik tartışmasının dille başladığı doğru da onunla sınırlı olduğunu/kaldığını söylemek zor. Çünkü söz konusu tartışma eninde sonunda tam bir totalitarizmle insan hayatını belirlemeye dönüşmekte ve o temelde genişlemekte gecikmiyor. Murathan Mungan tabii bu dediğimi tartışmıyor ama onun başlattığının bir zaman sonra bunu tartışmaya dönüşmesi mümkündür ya da beklenmelidir. Bu noktada yeri geldiğinde “Türkiye’nin tarihte dışarıdan aldığı en kötü ideoloji ‘milliyetçilik’tir.” demesi de bu dil tartışması içinde onu genişleten ve başka düzeylere çağıran bir şey olarak düşünülmesi gerekiyor.

Edebiyatçının temel sorunu tekten örnekler dışında bugüne dönük eleştirel temelde bir bakışa sahip olmamasıdır. Buysa bugünde yaşamakta olduğumuz bir sürü şey karşısında edebiyatı da edebiyatçıyı da ya geçersizleştiriyor ya da bugünün parçası yapıyor, kendisine ekliyor. Yaşar Kemal, Murathan Mungan gibi yazarlar en çok da bu dediğimi tersine çevirdikleri için önemliler. Bu yüzden Murathan Mungan’ın Güne Söylediklerim'i en çok da birkaç yazı dışında edebiyat temelli bir bugüne karşılığı ve duruşu belirginleştirdiği için okunmalıdır.

Devamını görmek için bkz.

Feridun Andaç , "Anlamın, imgenin tutkulu anlatıcısı", Gazete Duvar, 20 Ekim 2016

Murathan Mungan’ı her okuyuşta yazıdaki hayat imgesi belirir karşımda. Öyle ki; onun öyküden şiire akan anlatı yolunun en belirgin öğesi olan anlatı/cı imgelemi yer yer kendi anlatı yatağında, birçok anlam yordamı çıkarır karşımıza.

Yaşayan ve yazan olmakla birlikte; düşleyen ve yazan, düşünen ve anlatan anlatıcı figürü görürüz orada.

Harita Metod Defteri, onun bu yanını tümüyle gösteren/açımlayan/anlatan bir yazı adasıdır bu anlamda.

Bu kitabın kuruluşuna yansıyan her başlık/söz, yazı/anlatım Mungan’ın anlatıcı kimliklerini gösterir bize.

Sürekli “giden” biriyle karşılaşırız ilkten. Çocukluğuna, hatırladıklarına… Düşlerine ve okuduklarına. Sonra biriktirerek yazdıklarına giden bir anlatıcı.

Ondaki soran/sorgulayan yan işte bu söz labirentlerinden geçerek bulur bizi

“Yükünü hafifletmeyi bilmiş, kalbini ovup yeniden parlatmayı becerebilmiş bir erişkinlik hali anlatmaya çalıştığım.” Bu sözlerine dönerken, ondaki yazma arzusunun yaşama tutkusundan geçen bir bakışla kuşanmış olma halini de anlama yordamını da verir bize.

Yazı/n dünyasının her evresinde kendi olabilmiş, ama her geçiş zamanında da sözünü kıvandırabilmiş bir anlatıcıdır o.

Nereye, ne yana; hangi duruma, olaya, olguya bakarsa baksın oradan bir duygu yumağı çıkarmaya, yaşama bağlanmak/tutunmak nedeni yaratmaya adanmış bir yüreklilik buluruz onda.

Nice zaman önce yazdığı Paranın Cinleri (1997) içe ve yaşam(ın)a tutulan bir aynaydı. Kendini ele vermek, anlatmak değil; anlamak için yazılan bir anlatıydı bu.

Bu kez Harita Metod Defteri’ni bir araya getiren metinlerde karşımıza çıkan ise; orada başlayanın nasıl sürdürülerek, hatırlanarak, yaşamalardan devşirilerek kurulduğunu göstermektedir. Yani, Mungan’ın kendini anlama yolculuğu sürmekte.

Hep Giden Sözün Ardında

“Hayat yaşarken olduğu gibi, yazarken de bir ‘zamanlama’ işidir. İnsan hayatı gibi yoğun ve karmaşık bir malzemenin yazıda içini gösterecek kadar durulup saydamlaşması, yazın sanatının fiyakalarına sığınmadan yalınlığın sakin gücüne erişebilmesi için, gönül terbiyesiyle dinlendirilmiş zamanın, size ve kaleminize kazandıracaklarına ihtiyacınız vardır. Olayların içinde yaşarken gösterilen sabrın yerini bu kez de yazarken gösterilen sabır alacaktır.”

O, yaşanan zamana; hayatının evrelerine yazısının ucuyla dönerken; “hep gurbette” olmayı yazar.

İşte bu kitabı o gidişin/bakışın/hatırlayışın, dile getirişin aynasıdır.

Mungan, hep, giden sözün ardındadır. Yazarak, kendi gurbetini yaratan anlatıcıdır bu yüzden.

Size bir yerde olmayı sürekli hatırlattığı gibi; unutmayı da gösterir. Bunca bellek havuzlarında gezinmesini unutma ve hatırlama biçimlerine bağlılığına verebiliriz.

Gene de, onun anlatı evreninde karşımıza çıkan türsel zenginliğin; parçalanan dünyanın dilini yeniden kurma isteminden kaynaklandığını söylemek gerekir. Ama bunu gerçekleştirirken de; her biri için yeni söz/yeni biçim bulmak gerektiğinin bilincindedir o.

Mungan’ın yazısının/anlatısının suretleri de işte o farklılıklarda kendini gösterir.

Yitirileni ve ele geçirileni anlatan anlatıcının ikinci hayatı YAZI HAYATI ‘dır. Bunun altını belirgince çizer. Anlamın ardında olması da bu yüzdendir.

“Kaçıncı ben” diye sormasa da; her anlattığında “başka ben”(ler)in öyküsü vardır. Bu anlamda yerdeş olduğu kadar evrenseldir Mungan. Anlatılarını bezediği imgelemi, kurduğu dil ve söyleyiş yordamıyla insanlık halleri/durumlarını anlatır. Bu nedenledir ki; çağcıldır sesi.

Bir “ırmak anlatıcı” olmasını buna bağlarım. Bileşik kaplar gibidir onun anlatısı. Birinden diğerine geçişlerdeki tını/parıltı, duyum, sözü/nü söyleyenin söyleme iksirini taşır bize.

Yaşam(a) kalıntılarına bakan/irdeleyen bir söz arkeoloğudur o.

Hayatın gölgesinde yazmaz, hayatın içinden ağıp gelenlerle dolup taşarak yazar. Onun hissediş biçimi yazınımızda yeni bir duyarlılık alanı yaratmıştır kuşkusuz.

Onun yazılan, yazdığı üzerine düşünen/sorgulayan biri olması yazılı bir zaman yaratmanın ne olduğu/olması gerektiği düşüncesini de verir bize.

Mungan, burada, Harita Metod Defteri’nde kendi hikâyesini anlatan biri olmanın sırlarını da yansıtır bize. Onun, bir geyik avcısı gibi giden sözün ardına takılması da şundandır: etkileyecek hikâyen varsa, anlat.

Sıklıkla bunu ima eder aslında.

Neredeysen orada yazarsın, ama hatırladıklarınlasındır hep. İnsan, yaşadığı gibi yazar. Ondaki yazı yoğunluğu buralardan geçerek gelir.

Ne yanıyla bakarsak bakalım, Mungan; bize, kendi olma yolculuğunu anlatır.

Güne Söylediklerimden'den Küre’ye

Harita Metod Defteri’ni izleyen iki kitabı Güne Söylediklerim (2015) ve Küre’de (2016) bu kez de yaşamında kendisine “iş”/ “uğraş” edindiği YAZI YORDAMI’nın yönlerini anlatır.

Şiir/öykü/anlatı/lar yazan biridir. Ama, o, bütün sanat disiplinlerine de gidendir. Gören, okuyan, hissedendir. Bakışsız, görüsüz yaşanamayacağını her dem hatırlatandır üstelik.

Bu nedenledir ki; giderek yazan biri olmanın bakışı/bilinci/duyumu yazılarına yansır.

Bu kez; ilgisini/bakışını evrenini daha da genişleterek kültür coğrafyasında yolculuklara çıkar.

Mungan’ın sözü/nü getirdiği yer: yazısız yaşam, yaşamsız yazının olamayacağıdır.

Ve bizlere bunları taşıyan/bağlayan/gösterenlerin neler olduğunu anlatmaktadır.

Mungan’ı şiirde eyleyen/buluşturup sürdürenin ne olduğunu anlatan Küre’yi (Poetika Yazıları/Mavi Kitap) nasıl okunmalı?

Eğer Aristoteles’in Poetika’sını, Platon’un Diyaloglar’ını okumuşsanız; şiir sanatının ne olduğunu öğrenme yolunun kuramdan değil yaşamdan, sezgi ve bilgiden geçtiğini bilirsiniz.

Peki, bir şairin “poetik” yolculuğunu anlatmak derdi nereden doğar?

Şiirini anlatmak/açıklamak derdi olamayacağına göre… Şiir üzerine, şiir yolculuğu üzerine düşündüğünü söylemek istemidir bu olsa olsa, diyebiliriz.

Mungan, daha çok, şiirin ne olduğuna dair bakışı/yorumunu yansıtır bu poetik yazılarına.

Kuşkusuz oradan şiirine bir ayna tutabiliriz. Ama daha çok da hayatın içindekilerin nasıl şiire dönüştürülebildiğini göstermesi öne çıkar diyebilirim. Hem şairin, hem şiir okurunun, hem de dilseverlerin elinden düşürmeyecekleri bir kitaptır Küre.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.